KONUK YAZARLAR
YENİKENT VE ALİFUATPAŞA İLÇE OLMALI !
Ankara'ya giderek milletvekillerine isteklerini bir kez daha anlatacaklar.
Sakarya'nın en eski yerleşim birimlerinden biri olan Alifuatpaşa ilçe olmak için çabalarken çok daha yeni bir yerleşim merkezi olmasına rağmen kalabalık nüfusuyla çoktan ilçe olmayı hak eden Yenikent'in sakinleri de boş durmuyor.
Bir süre önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ilçe olma taleplerini binlerce imzalı dilekçelerle sunan Yenikentliler bu süreçte ilçe olmak için yeniden harekete geçtiler.
Bir dizi ziyarette bulunan Yenikentliler ilçe olabilmek için iktidar partisi temsilcilerinin kapılarını aşındırıyorlar.
Yenikent Güzelleştirme Derneği öncülüğünde yürütülen çalışmalar Sakarya Üniversitesi öğretim üyelerinin hazırladığı bir raporla çok iyi bir noktaya gelmiş.
Raporda Yenikent'in neden ilçe olması gerektiği ayrıntılı bir şekilde yazıya dökülmüş.
Yenikentliler de Alifuatpaşalılar gibi seçimler öncesi kendilerine verilen sözlerin tutulmasını istiyorlar.
AKP Sakarya Milletvekillerinin 12 Haziran seçimleri öncesinde Yenikent'te her yaptıkları konuşmada ilçe sözü verdiğini hatırlatan Yenikentliler şimdi o sözlerin gereğinin yapılmasını istiyorlar.
Umarım Yenikent de Alifuatpaşa da ilçe olur ve Sakarya Büyükşehir Belediyesi'nin sınırları büyürken, kapanacak belediyeler yanında hiç değilse iki ilçemiz ve belediyeleri kazanılmış olur.
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (23/11/2011)
SAKARYA'DA BİR HASTANE VAR !
İnsan hayatının en zor günleri iki uca savruk biçimde düzenlendiğini ancak yaşı gelenler öğrenebiliyor. Tabii bir de “yaşı gelenlerin” birinci göbek yakınları…
Bebekler ve ileri yaşlardaki hastalık halleri insanın saat ibresindeki yansıması gibi gelişiyor. Saat başını hayatın ilk yılları gibi kabul edersek, 5 geçe bir bebeğin en fazla yardıma muhtaç olduğu zaman dilimini anlatır. Bir sonraki saat başına 5 kala ise ömrün son günleri… İnsan ömrünün 5 kala zamanı gelip çattığında tıpkı bir bebek gibi oluyor. Yemeğini başkası yediriyor, tuvalet ihtiyacı da öyle başkasının yardımıyla giderilebiliyor.
İnsanların son bebeklik dönemlerinde eğer hayırlı evlatları varsa şanslı kabul edilebiliyorlar. Ama bazen hayırlı evlatlar da yetmeyebiliyor. Çünkü yaşlı hasta tedavisi ve bakımı son derece özel bir eğitim yanında büyük bir insan sevgisi gerektiriyor.
Geriatri kliniklerin, yoğun bakım ünitelerinde görev yapan sağlık dünyasının “isimsiz kahramanları” doktorlar, hemşireler ve sağlık görevlileri her gün insanlık tarihine yeni bir sayfa ekliyorlar. Özellikle de devlet hastanelerinde…
Ama kamuoyu adına bunu kimseler görmüyor, bilmiyor… Çünkü kanaat önderleri, gazeteciler, siyasetçiler, topluma yön verenler oralara fazla gitmiyorlar. Sağlam faturalı özel sağlık kuruluşlarının otelleri arıtmayan konforlu tesisleri arzulanan bakımı sağlıyorlar.
Bir süreden beri ailece Sakarya Yenikent Devlet Hastanesi'nin yoğun bakım ünitesin ve dahiliye servisi arasında zaman geçiriyoruz. Kız kardeşim Ümit Yılmaz Alpman ise neredeyse tam gün esasıyla annemizin başında sağlık nöbeti tutuyor.
Görmeden inanılması çok zor olan bir modernliğe sahip olan Sakarya Yenikent Devlet Hastanesi'nin yoğun bakım ünitesi ve servis katlarında bir kamera ile gezinirseniz, bu görüntüleri izleteceğiniz herkes hiç tereddütsüz, adlarının içinde “medical”, “hospital” gibi yabancı sözcüklerin bolca geçtiği özel kuruluşlarından adını söyleyebilirler. Çünkü hiç farkı yok!
Mesela Dr. Aysel Öz , mesai bitiminden 4-5 saat sonra sıkı takip ettiği hastalarından bazıları yatağında kontrol ederek yoğun bakıma sevk edebiliyor. Hastanenin genç doktorları Dr. Aysun Alp, Dr. Ebru Gölcük, Dr. Sabiye Yılmaz, Dr. Esra Onuray, Dr. Musa Hakan Ayaz , ancak bir televizyon dizisinde görülebilecek meslek aşkıyla çalışıyorlar. Hayata pamuk ipliğiyle bağlı hastalarını ayağa kaldırmak için varlarını yoklarını ortaya koyuyorlar. Onları bu tempo içinde “yetkili” hiç kimse görmüyor. Olsun, onlar da zaten birileri görsün, bilsin, bizi takdir etsin diye yapmıyorlar ki… Doktorluk mesleğinin yüksek ahlaki değerlerine olan sadakatleri adına çalışıyorlar, bıkmadan usanmadan…
Bir de hemşireler var elbette… 24 saat üzerinden 365 gün hiç surat asmadan güler yüzle hastaların ilaçlı tedavilerini sürdüren, onlarla konuşan, konuşkan hastaların özel hikâyelerini sabırla dinleyen genç hemşireler…
Yazının tamamı için tıklayınız
NAZIM ALPMAN (09/10/2011)
KALICI İŞYERİ SAHİPLERİNE SÜRPRİZ !
Deprem oldu herkes şaşkınlık içine girdi.
Millet darmadağın oluverdi.
Kim ne söylerse inandılar.
Kim nereye gidiyorsa o tarafa yöneldiler.
Evleri yıkılana ev verildi.
Dükkanları yıkılına dükkan verildi.
Tabii bedava değil.
Mağduru borçlandırarak.
Ve de senet imzalatarak.
O zaman ileriyi daha iyi görebildiklerine kanaat erdirenler kalıcı konutların olduğu yerlerden dükkan aldılar.
Kimi Karamandan, kimi Ferizliden.
Zaman içinde dükkanlar ve evler bitti.
Ama alt yapısı yani sosyal ve kültürel alanların olmayışı.
Alışveriş imkanının olmayışı.
Ulaşım zorluluğu vatandaşları kalıcı konut alanlarından kaçırttı.
Çoğu evine oturmadan sattı.
Bir çoğu da evini kiraya verip şehir merkezine geldi.
Evler bir derece ama iş yerleri kaderine terk edildi.
Hatta bazı bloklara polis bile " girmek yasaktır" yazısı koydu.
Anlayacağınız bedava verseniz alacak kimse yok.
Ama banka şimdi imzalattığı senetlerin peşine düştü.
İşyeri sahiplerine yazı gönderdiler.
25/12/2008 tarihinde imzalamış olduğunuz senedinizi ödemediniz.
Şayet 15 gün içinde ödemezseniz hakkınızda yasal işlem yapacağım.
Ve sizden bu parayı faizleriyle birlikte istiyor.
Sosyal devlet budur işte.
Acaba bu dükkanları alanlar dükkanını atçımı?
Bu yerler iş görüyor mu?
Ne haldedir? Diye düşünen yok.
Ver paramı diyor banka.
Hak sahipleri de; " al o zaman dükkan senin olsun" diyor.
Bu da bankanın işine gelmiyor.
Banka alacak derdinde vatandaş zaten geçim derdinde.
Aldığı dükkanı işletebilse veya kiraya verebilse borcunu zaten ödeyecek.
Şimdi de biriken borcun 15 bin liralara çıkması ile şaşkına dönmüş.
Ne yapılacak o zaman.
Bir çözüm bulunmalı.
Bence;
Bu işe Vali bey el atmalı.
Gerekirse o dükkanları arşiv odaları olarak kullanmalı.
Veya devletin hizmetine almalı.
Vatandaşı bu yükten kurtarmalı.
Ve mağdurlara rahat bir nefes aldırmalı.
Yazının tamamı için tıklayınız
FERİDUN ÖZDEMİR (05/10/2011)
TIP FAKÜLTESİ NEDEN GÜDÜK KALDI ?
Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas İl Genel Meclisi'nde Üniversite ve Tıp Fakültesi hakkında konuşmuş.
Rektör Elmas'ın Tıp Fakültesi ile ilgili sözleri bir hayli ilginç:
"Tıp Fakültesi morfoloji binası devam ediyor. Kaynak sıkıntımız devam ediyor. Eğer devlet bütçesinden, hayırsever vatandaşların yardımlarından ve uluslararası fonlardan daha fazla yararlanamazsak böyle güdük kalmaya devam ederiz."
Elmas'ın bu sözlerinden Tıp Fakültesi'nin bugün "güdük" olduğunu kabullendiğini anlıyoruz.
Ben de aylardır Tıp Fakültesi'nde olan biteni yazarken bunu anlatmaya çalışıyordum.
Elmas gerçeği tek kelimeyle ifade etti.
"Güdük"
Evet Tıp Fakültesi ‘güdük' kaldı.
Peki Tıp Fakültesi'ni ‘güdük' bırakan kim?
Bana göre Dekan Prof. Dr. Osman Nuri Dilek.
Prof. Dr. Dilek ne yazık ki kendisinden beklenen performansı gösteremedi.
Tıp Fakültesi'ni ve Başhekimi olduğu Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ni çok dar bir bakış açısıyla yönetti.
Tıp Fakültesi'nin kadroları birilerine peşkeş çekildi.
Bugün hem Hastane, hem Fakülte'de inanılmaz bir huzursuzluk hakim.
Herkes birbirinin kuyusunu kazmaya çalışıyor.
Rutin işler bile aksıyor.
Bozulan bir musluk bile onarılmıyor.
Otomasyon sistemi doğru dürüst çalışmıyor.
Sakarya'dan kopuk, Ankara'ya yaranma kaygısı içindeki Tıp Fakültesi yönetimine Sakaryalı hayırseverler de güvenmiyor.
Dolayısıyla bu yönetimin orda olduğu sürece de kimsenin katkı vermesi beklenmemeli.
Dilek ve arkadaşlarının uluslar arası fonlardan kaynak bulacak bir kapasiteleri olduğunu da sanmıyorum.
Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi gelecekte de bu anlayış tarafından yönetilirse Rektör Elmas'ın dediği gibi güdük kalmaya devam eder.
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (06/05/2011)
KARAMAN,CAMİLİ,KORUCUK; SOSYAL YAŞAMI ÖNCE KENDİSİ İSTEYECEK !
Karaman-Camili-Korucuk Yenikent'te, sosyal yaşamı canlandırmayı, etkin hale getirmeyi, çeşitlemeyi artık çoluk çocuğu ile orada yaşamaya zorunlu insanlar düşünecek, isteyecekler.
İlkin bizim içimizde sosyal ve toplu yaşama heyecanı olacak. Yenikent'te kaç okul var ? Kaç ilköğretim ve lise öğrencisi var ? Kaç Türkçe-edebiyat, müzik, beden eğitimi, kaç rehber öğretmen var ?
Cumartesi günü Camili, Karaman, Korucuk'u tepe tepe dolaştım. Sanki, oradaki 12-15 bin konutta bir Allah kulu yaşamıyor ! Üç beş çocuk sokakta.
Bitmek üzere olan Vali Konağı inşaatına bile girdim. Bina içine değil, bahçesine. Etrafını dolaştım. Çok nefis ve de her Sakarya Valisi'ne de layık.
Keşke yetkim olsa, orada görev yapan tüm kamu görevlilerine de lojman yaptırabilsem. Memur çocuğuydum, memurdum; değerine inancım çoktur.
Vali Konağı'nın öncesinde Sakarya'nın yeni Askerlik Şubesi var. O'nun az altında Camili Spor Salonu. Arabamı park ettim, Spor Salonu'na girdim. Nefis, şirin bir spor salonu.
Kızlar voleybol maçı oynanıyordu. Bolu Belediyespor, Düzce Belediyespor ile karşılaşırken; otobüslerle başka şehir takımları da geldiler.
Orada 30 binden fazla insan yaşıyor. Camili Muhtarı Yunus Özçelik dahil, 10 kişi maçları izliyor. Bu ayıbı gördüm, ikinci set başladıktan sonra da çıktım.
Öyle bir spor salonu var. Başka şehirlerin kız-erkek takımları konuk gelmiş.
Koskoca Camili-Karaman'da, o kadar öğretmen ve öğrenci-sporcu var. İzleyici yok ! Bu acaba kimin ayıbı? Kimse kendini sıyırmasın; ayıp hepimizin...
Yazının tamamı için tıklayınız
HASAN KURTİÇ (05/05/2011)
ÇOCUKLAR O PARKA NASIL GİDER?
Saygı ve sevgi duyduğum, çalışkan, üretken, paylaşımcı, karşısındakilere saygılı ve barışçı; iki öğretmenim uyardılar.
"Karaman-Camili-Korucuk'a giden yolun başına, yeni bir Yazlık Kavşağı yapıldı. Çark deresi kenarı ile duble yol arası da, yürüyüş yolu ve park-peyzaj olarak düzenlenmeye başladı. Amaaa!"
Burada, benim "Büyükşehir'in hemen tüm projeleri yanlış veya eksik! İlk kabul gören fizibilitesi ile bitmeleri arasında uçurum var. Yine de, hemen hepsi eksik veya yanlış!" iddiama geliyor sohbetin içeriği;
Öğretmenlerim sözü şöyle bağlıyor: "Yazlık Kavşağı'nda, köyün tam karşısına, küçük çocuklar oynasın diye çocuk parkı yapılmış. Daha ileride de, oyun sahnelenebilecek, konser ve eğlence düzenlenecek bir açık hava amfisi.
Ama köyün ve çocukların oralara geçebilmesi için köprü yok! Araç trafiği çok yoğun olan, Yazlık Köprüsü de uzak ve tehlikeli. Peki, bir köprü olmadan o tesislere nasıl geçilecek, kim kullanacak?" Dahası var da, ben özetledim.
Gittim. Defalarca da gittiğim halde; bakmışım, görmemişim!
Büyükşehir Başkanı da bakmıştır, görmemiştir. Planlayıp, yapanı tebrik de etmiştir. Ama böyle işte. Bakmak başka; görmek başka. Vizyonumuz bu!
Ama farklıyım: Görene ve bana görmeyi öğretene, belletene minnet duyarım. O nedenle, Yönetme konumunda olduğum tüm görevlerde, alt kadromda benden çok daha iyi eğitimli, gören ve bilen bireylerle çalıştım.
Yeri geldi; tüm koltukları Onlara sevgi ve güvenle bırakarak çıktım gittim.
İyi ekip ve danışman kadrosu kurarsın. Başkanın görmesine gerek kalmaz! Ama; bizde vizyon bu; görüp, uyaran fesat, hain ilan edilir!
Yazının tamamı için tıklayınız
HASAN KURTİÇ (01/04/2011)
YENİKENT İÇİN ÇOK KÖTÜ HAREKETLER BUNLAR !...
Şehirde yeni bir tartışma başladı.
Yeniket ilçe olsun mu olmasın mı?..
"Yenikent ilçe olsun" diyenler, bir grup taraftarı ile, pankartı ile Başbakan Erdoğan'ın Serdivan'da toplu açılış yaptığı gün huzura çıktılar ve taleplerini ilettiler…
Başbakan Erdoğan'da o hengamede talebi dinledi ve konuyla ilgili olanlara "İnceleyin" deyiverdi…
Bugünlerde bu yönde bir inceleme yapılıyor.
Bana ulaşan bilgilere göre, Sakarya Valiliği başta olarak yerel yönetimler konuyu enine boyuna inceliyorlar…
Elde edilen ham verileri sağır sultanlar bile duydu ama ben yine de burada sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bana iletenlere göre; Yenikent benzeri bir yerleşim merkezinin ilçe olabilmesi için en az 50 bin nüfusa sahip olması gerekiyormuş…Bu rakamda onun, bunun, şunun uydurduğu bir rakam değil, yasaların emrettiği bir rakammış…
Peki, Yenikent'in nüfusu ne kadarmış?..
Doğrusu ben 70-80 bin nüfusu var diye biliyordum. Dün öğrendim ki, Yenikent'in nüfusu 36 binmiş…Yasaların emirlerine bakıldığında, 36 bin nüfusa sahip olmak ilçe olmak için yeterli olmuyor.
İlçe olmak isteyenler, bu sorunu aşmak için de bir formül, daha doğrusu kendilerince bir kılıf bulmuşlar…
Formül olarak Yenikent'in çevresindeki köyleri de hesaba dahil etmişler…
Başbakan'ın "inceleyin" talimatı doğrultusunda ilgili olan kurumlar bu yönde de bir araştırma yapma ihtiyacı duymuşlar…
Nasıl bir sonuç mu ortaya çıkmış?..
Yenikent'e çevredeki 3-5 köy bağlansa dahi bölgenin nüfusu ancak 46 bine ulaşabiliyormuş…
Yenikent'le ilgili veriler böyle…
Şimdi gelelim saadete…
Yani, yazımın başlığını oluşturan "çok kötü hareketler bunlar" kısmına…
Son günlerde ortalıkta dolaşan çok ciddi iddialar var. Bu iddialar göre; Yenikent'e siyasi bir lobi var bu lobi o bölgede bireysel egolarının tatmin edebilmek için yeni bir yapılanma istiyor.
Lobi ne yapmak mı istiyor?
İddialara göre; "Yenikent ilçe olsun" diyerek, bölgede yaşayan insanları harekete geçirip, gelecekte kendilerine makam ve kartvizit olarak geri dönmesini hayal ettikleri oluşumun temellerini atmak istiyorlar…
"Nasıl yani?" dediğiniz duyar gibiyim…
İddia şöyle;
Lobinin başını çekenlerden biri Yenikent'in ilçe olması halinde Belediye Başkanı, destekçilerinden bazıları da Belediye Meclis Üyesi olacak ve Yenikent'e müstakil bir yönetim oluşturarak siyaseten nemalanacaklar!...
İşin özünü oluşturan iddialar böyle izah ediliyor.
Yazının tamamı için tıklayınız
TURAN ÇATALBAŞ (09/03/2011)
YENİKENT'LİLERİN TAHAMMÜLLERİ KALMADI
Geçtiğimiz hafta yapılan SATSO Ocak Ayı Toplantısı'nda, Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu, yeni yerleşim bölgesi ile ilgili bazı konulara netlik getirdi.
SATSO Meclis üyelerine yönelik yapılan bilgilendirme konuşmasında, bazı ayrıntılar vardı ki, bu güne kadar Karaman, Korucuk ve Camili bölgesinde sosyal ve kültürel hayatın neden canlanmadığının asıl nedenini açıkça ortaya koydu.
Toçoğlu, yaptığı konuşmada öncelikli olarak bölgenin en büyük sorunlarının başında, yeni yerleşim bölgesinin şehir merkezinden kopuk olmasının geldiğini belirtti.
Başkan Toçoğlu'nun konuşmasında diğer dikkat edilecek nokta ise, bölgenin planlaması yapılırken, yeni yerleşim bölgesinin toplu hizmet ve sosyal hayat olarak değerlendirilmemesinden kaynaklandığıydı.
Zaten bu iki konu, bölgede yaşanan tüm sorunların ana kaynağı. Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu, özellikle iki yerleşim alanı arasındaki kopukluğun asıl nedenlerden biri olduğunu bile bile, neden bu konuda sağlam bir çözüm yolu bulmuyor? Bu en çok merak edilen husus.
Başkan Toçoğlu, bölgede yaşanan sorunların etap etap çözüleceğini ifade etse de, bölgede yaşayan insanların artık tahammülü kalmadı.
Şehir merkezinde sosyal hayattan nasibi almak için çaba harcayan bu insanların, otobüse yetişmek için zamanla yarışarak, yaptıklarından zevk alamaması pek hoş değil…
Yazının tamamı için tıklayınız
ŞENER SAK (04/02/2011)
RAYLI TAŞIMACILIK BİR İHTİYAÇTIR !
Yenikent'in ilçe olması yönünde yapılan çalışmaların hizmet alma bakımından bölgede gösterilen eksikliklerden kaynaklandığını defalarca dile getirdik.
Bölgede sosyal alanlar ve ulaşım konusundaki problemleri yeri geldiğinde sürekli paylaşıyoruz.
Ulaşım sorunu sanki sadece Korucuk'ta yaşanıyormuş gibi önceki gün Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı Korucuk'un ulaşım sorununu masaya yatırmış.
Korucuk'a bundan sonra gece saat 21.00'dan sonra belediye otobüsleri seferleri başlatılacak ve hafta sonları da belediye otobüsleri hizmet vermeye devam edecek…
Ne güzel ama bunca zamandır nerdeydiniz? Bölge halkı ilçe olma konusunda hareket başlattığı için mi yoksa seçimlere kısa bir süre kaldı diye mi şimdi bu düzenlemeye ihtiyaç duydunuz?
Sonra sadece Korucuk'ta mı ulaşım sorunu var? Camili bölgesindeki ulaşım sorunu ne olacak? Oranın muhtarının da mı çıkıp ‘Bizi Kocaeli'ne bağlayın' diye feryat etmesi bekleniyor!
Yeniket'i bir bütün olarak düşünürsek oradaki ulaşım sorunu bu şekilde pansumanlarla çözülecek gibi değil.
Bölgede ulaşım sıkıntısını çözmek için şehir merkezi ile Yenikent arasında mutlaka raylı taşımacılığa geçilmesi gerekiyor.
Sadece Yenikent değil tabi. Arifiye Hanlı'da yeni yapılan şehirlerarası otobüs terminali içinde raylı taşıma şart.
Oradan yüzlerce insan şehir merkezine gidip gelecek, bunların hepsini tutup otobüs veya minibüsle taşımaya kalkarsanız sıkıntı yaşanır.
Yazının tamamı için tıklayınız
UĞUR KAYA (30/01/2011)
YENİKENT'TEN KİME NE ?
Son 15 gündür Yenikent'in ilçe olması ile ilgili bir takım girişimler yapıldı. Kamuoyu yeni kentin kanaat önderleri, bir araya gelerek bu bölgenin neden ilçe olması gerektiğini enine boyuna kamuoyunda tartıştılar. Ard arda toplantılar yaptılar. Ancak son zamanlarda iktidar partisinden ve yerel yöneticilerden gelen bazı tepkiler nedeni ile sessizlik içine gömüldüler.
Önceki gün SATSO'nun Ocak Ayı Meclis Toplantısı'nın onur konuğu olan Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu, bazı itiraflarda bulundu. Bölgenin yeteri kadar hizmet alamadığının farkında olduklarını ifade eden Toçoğlu, bölgenin sosyal ve kültürel amaçlara yönelik planlanmadığını, bölgenin toplum hizmetleri ile ilgili bir düzenlemeden uzak olduğunu söyledi.
Nitekim burada başkan Toçoğlu, asıl gerçeği gün ışığına çıkarmış oldu. Bilindiği gibi deprem sonrası planlanan bölgenin asıl amacı, acil konut ihtiyacının kapanması yönündeydi.
Ve bu düşünce doğrultusunda, bölgede konut konusunda büyük yatırımlar yapıldı. Ancak sosyal ve kültürel açıdan hiçbir girişimde bulunulmadı. Bölgenin en büyük sorunu olan ulaşım konusu da, yeni yerleşim bölgesinin planlamasına dahil edilmedi.
Buradan şu anlaşılmasın, orada yapılan hizmeti küçümsemiyorum, ancak ortadaki gerçeği de görmemezlikten gelemiyorum.
Orada oturanlardan biri olarak, her gün binlerce kişinin yaşadığı sorunu bende yaşıyorum. Sabah işe gelirken, akşam eve giderken yorgunluktan bitiyorum. Ailem ile şöyle bir gezeyim, eğleneyim biraz insan yüzü göreyim düşüncesi ile çıkıp gidebileceğim ne bir sosyal alan var, ne sinema salonu.
Allah göstermesin, gecenin bir yarısında acil bir durum halinde şehir merkezine gidecek ne bir imkan var, nede bu ihtiyacı karşılayacak bir ortam.
Gece saat 20.00'den sonra kolaysa çık dışarı.
Hadi İdealkent, Memurkent, TOKİ Konutları bir nebze iyi, ya Dorukkent…
Ne bir market, ne bir bakkal. Dorukkent'e en yakın market Baytur Siteleri'nin yanında. Oda bölgeye en az iki kilometre uzak. Eğer karanlıkta ve köpeklerden korkmadan yürüyebilirim derseniz iyisiniz. Yürüyemezseniz, Allaha emanet.
Yazının tamamı için tıklayınız
ŞENER SAK (28/01/2011)
YENİKENT VE GÜZEL BİR YORUM...
Yenikent'in ilçe olması için başlatılan girişimler devam ediyor. Tabi iş ciddiye binince ve işin içine siyaset girince çalışmalar biraz ağırdan alınmaya başlandı.
Siyasi otoritenin kabul göstermemesi durumunda Yenikent'in ilçe olması da mümkün değil.
Yenikentliler yeterince hizmet alamadıkları için haklı olarak ilçe olma girişiminde bulundular. Yoksa belediye hizmetleri ve sosyal hayatın canlanması noktasındaki hizmetler bölgeye tam verilebilseydi böyle bir istek doğar mıydı? Muhtemelen doğmazdı…
Yenikent ile ilgili geçen hafta ‘Yenikent ilçe olursa Adapazarı sıkışıp kalır!' demiştim. Tabi bu başlığa takılıp yazının içeriğini okumadan yorum yapanlar olmuş. Mesele Yenikent'in ilçe yapılıp yapılmamasından daha çok oraya hizmet götürülememesidir. Erenler, Serdivan ve Arifiye ilçe yapılırken asıl ilçe olmayı hak eden Yenikent'in göz ardı edilmesidir!
Bu konudan geçen hafta uzunca bahsettik o yazıya bir okurumuz güzel bir yorum yapmış. Aslında yazı bahane olmuş ama yorumda bana göre çok güzel oturmuş.
İnternetten o yorumu okuyamayanlar için bende yorumsuz bir şekilde size aktarıyorum:
"İş Yenikent'e dayandığı ve burada ikamet ettiğim için söyleyecek bir iki kelimem var. Adapazarı, Serdivan, Erenler başta olmak üzere deprem sonrası il çok dağınık bir yerleşim bölgesi haline dönüştü.
Modern ve olması gereken bir şehirleşme örneğidir Yenikent. Sakarya sadece Çark, Ankara, Milli Egemenlik, İzmit Caddeleri'nden ibaret değildir.
Hızla betonlaşan ve bazı kimseler öyle istedi diye bu hale gelen bir şehirdir Sakarya. Küçük kasaba ve Osmanlı mimarisinde yer alan daracık sokaklarıyla yollarında daha çok araçların park ettiği bir şehirdir.
Düz ovada yerleşim olmasına rağmen hiçbir caddesi ve sokağı düz değildir. Onun arsasına bunun tarlasına dokunmayalım, üst geçit yaparsak burada dükkânlar var zarar ederler diye düşünülen bir şehirdir Sakarya.
Ucuz kömür ve odunun bolca dağıtılması nedeniyle hava kirliliğinin had safhaya ulaştığı 21. yüzyılda sağlık ve eğitim sorunlarını aşamayan bir şehirdir Sakarya.
Belediyelerden daha çok cemaatlerin, derneklerin, şahısların daha güçlü olduğu; memleketçilik duygusunun oluşmadığı, kişilerin şahsi menfaatlerinin daha üst düzeyde bulunduğu, şehir merkezindeki 4 ve 5 katlı binalarda insanların yaşamadığı bir hayalet şehirdir Sakarya.
Belediyedeki meclis toplantılarında daha çok imar konularının konuşulduğu, milletvekillerin ve devletin sahip çıkmadığı bir şehirdir Sakarya.
Yenikent bölgesinde ilk defa yeryüzüne yapılan yatırımları Valilik ve parkla gördü halkımız.
Valimiz bile Yenikent'teki kendi lojmanına taşınmadı. İnsanların Yenikent'te yaşaması için alışveriş yapabileceği bir merkeze, dinlenmeleri için bir parka, kapalı pazar yerine, spor sahalarına ihtiyaçları var şüphesiz.
Yazının tamamı için tıklayınız
UĞUR KAYA (25/01/2011)
YENİKENT'İN İLÇE OLMASI ZOR !
Hükümetin seçimlere kadar yerel yönetimlerle ilgili bazı düzenlemeler
getirdiği bilgisinden yola çıkarak Yenikent'in de bu süreçte ilçe
olabileceğini belirttik.
Sonra Yenikent'te bir komisyon kuruldu.
AKP eski İl Başkanı Davut Terzioğlu'nun da yer aldığı bu komisyon temaslarda
bulunuyor.
Dün de komisyon AKP İl Başkanı Recep Uncuoğlu'nu ziyaret etti.
Bu ziyareti bizim arkadaşlarımıza da haber vermişler.
Arkadaşımız Şener Sak da ziyareti takip etmek için AKP'ye gitti.
Ancak Uncuoğlu'nun odasında Davut Terzioğlu'ndan da hiç de hoş olmayan bir
davranış gördü.
Terzioğlu Şener'e toplantının basına kapalı olduğu, gazetecilerin davet
edilmediğini söyledi.
Şener'i oraya davet edenler ve İl Başkanı Uncuoğlu sessiz kalınca Şener'de
toplantıyı terk etti.
Bu yaşanan olay gösteriyor ki, Yenikent'ten ilçe falan olmaz.
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (21/01/2011)
YENİKENT İLÇE OLURSA ADAPAZARI SIKIŞIP KALIR
Karaman, Camili, Korucuk, Karapınar, Alandüzü… Yeni Yerleşim Bölgesi'ne baktığımızda 70 bine yakın insanın bu bölgede yaşadığını görüyoruz.
Yaşıyorlar yaşamasına ama hizmet anlamında birçok eksikliği hissederek yaşamlarını sürdürüyorlar…
Daha yeni yeni Büyükşehir Belediyesi bölgenin sosyal hayatına katkı için bir şeyler yapmaya başladı.
Yenikent Park hizmete gidi ve arkasından Yenikent Kültür Merkezi'nin yapımı için ihale yapıldı.
Adapazarı Belediyesi de Camili'de Ayçiçeği Vadisi ile Resmi Daireler Kampüsü arasında güzel bir park projesi hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Bunlar Yenikentlilere yetiyor mu? diye sorarsak yetmediği bugün yürütülen ilçe çalışmalarından belli…
Deprem konutlarının ardından bölgenin konut cenneti haline gelmesi Yenikent'i öylesine büyüttü ki yapısı ve düzeni itibariyle Yenikent'in ilçe olmaması artık büyük bir haksızlık olarak değerlendirilmeye başlandı.
Hele hele şehirde 10 dakika yürüdüğünüzde bir ilçeden başka bir ilçeye geçer hale gelmemiz, şehirden 12 kilometre dışarıda kalan Yenikent'in ilçe olmasını mecburi hale getirdi.
Bu durumun doğmasındaki en büyük etken ise deprem sonrası şehrin Yenikent'e kayması çalışmalarının gerçeğe dönüşmemesidir.
Yenikent sürekli başıboş kaderine terk edilmiş olarak bırakıldı, yatırımlar yine şehir merkezine yapılmaya devam edildi.
Son olarak Büyükşehir Belediyesi bile hizmet binasının yapımı için tuttu Maltepe'deki Bayındırlık ve İskân İl Müdürlüğü'nün eski yerini işaret etti…
Yenikentli anladı ki iş başa düştü, seçim arifesinde birde bazı ilçelerin il olması ve bazı belde belediyelerinin kapatılması söylentileri ortaya çıkınca harekete geçme kararı alındı.
Şimdi Yenikent Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği öncülüğünde bölgedeki mahallelerin muhtarlarıyla birlikte Yenikent'in ilçe olması için çalışmalar yapılmaya başlandı.
Şu anda bölgenin envanterini çıkararak ilçe olabilmek anlamında eksiklikler olup olmadığı inceleniyor.
Bunun akabinde imza toplama çalışması yapılarak kapı kapı dolaşılacak ve vatandaşın isteği bu şekilde Başka İçişleri Bakanlığı olmak üzere Başbakan Erdoğan'a kadar aktarılmaya çalışılacak.
Yazının tamamı için tıklayınız
UĞUR KAYA (16/01/2011)
YENİKENT MUTLAKA İLÇE OLMALI !
Deprem sonrası yeni yerleşim bölgesi planlanırken, bölge sadece konut alanı olarak düşünüldü.
Bugün de 100 bine yaklaşan nüfusuyla Yenikent bir konut alanı olarak kullanılıyor.
Ama bölgede oturan insanlar bundan mutlu değiller.
O bölgenin yeni bir kent olarak, bir kentin tüm ihtiyaçlarını barındıracak şekilde planlanmasını istiyorlar.
Bir kere burasının Adapazarı kent merkezinden ayrı bir şekilde idari yapılanmaya ihtiyacı var.
İlin idare merkezinin Yenikent'te bulunması yetmiyor.
Camili'deki, Korucuk'taki veya Karaman'daki bir vatandaş resmi bir dairedeki işi için Camili'deki resmi daireler kampüsüne gitmiyor.
Küçük bir iş için Adapazarı'na kaymakamlığa geliyor.
Dolayısıyla insanları bu yükten kurtarmak için Yenikent ilçe olmalıdır.
İkinci olarak Yenikent'in çarşı ihtiyacının karşılanması gerekiyor.
Deprem sonrası büyük bir hatayla toplu işyerleri gelişigüzel konuşlandırıldı.
Bugün hiçbiri doğru dürüst kullanılamıyor.
Devletin trilyonları çürüyüp gidiyor.
Oysa o kadar işyerine gerek olmadan çok daha az harcamayla tüm bölgenin merkezinde çok güzel bir çarşı oluşturulabilirdi.
Bugün Yenikent o çarşı çevresinde gelişirdi.
Şimdi yapılması gereken şudur?
Yenikent ilçe yapılmalıdır.
Ve o ilçede yeni bir idari ve ticari merkez oluşturulmalıdır.
Bunun için önümüzde büyük bir fırsat duruyor.
Hükümet bugünlerde yeni iller ve ilçeler kurulmasıyla ilgili bir yasa taslağı hazırlıyor.
Sanırım birkaç ilçe il olarak ilan edilecek.
Bazı beldeler de birleştirilerek il yapılacak.
Ayrıca büyükşehir belediyelerinin sınırlarının il sınırlarına kadar büyütülmesi durumu var.
Birkaç gündür Yenikent'ten bu fırsatın iyi değerlendirilmesi yönünde talepler gelmeye başladı.
Yenikentliler AKP Sakarya Milletvekilleri'nin harekete geçerek Yenikent'in ilçe olması için girişimde bulunmalarını istiyorlar.
Ben de bir Yenikentli olarak, Yenikent halkının bu talebine katılıyorum.
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (08/01/2011)
DOLMUŞLAR DAHA UCUZ !...
Belediyeler, toplu taşıma hizmetini para kazanmak amacıyla değil, adı üstünde hizmet olarak yaparlar.
Ama bu durum Sakarya'da biraz farklıdır.
Çünkü Sakarya'da ulaşımla ilgili düzenlemeleri minibüsçüler, dolmuşçular ve otobüsçüler belirler.
Belediye otobüsünün minibüsten, hatta taksi dolmuştan daha pahalı yolcu taşıdığı, Sakarya'dan başka bir il yoktur.
Böyle olunca vatandaş minibüse, dolmuşa biner.
Belediye ulaşımda zarar eder.
Sonra belediye tümüyle ulaşımdan çekilir.
Ve ulaşım işi tümüyle minibüsçülere, dolmuşçulara, otobüsçülere kalır.
Bunun ilk örneğini Korucuk'ta yaşıyoruz.
Büyükşehir, zarar ediyor diye Korucuk'tan ve Camili 2'den belediye otobüslerini çekti.
Şimdi Korucuk'ta, Camili 2'de vatandaş kent merkezine gelebilmek için eziyet çekiyor.
Yakın zamanda Camili 1'den, Karaman'dan da belediye otobüsleri çekilecek.
Çünkü minibüsten daha pahalı olduğu için sürekli boş gidip geliyorlar.
Sonra meydan tümüyle minibüslere kalacak.
Benden söylemesi…
…
Yazının tamamı için tıklayınız
Sezai MATUR (06/01/2011)
YENİKENT'E "CAN SUYU"NU KİM VERECEK ?
Depremin üzerinden tam 11 yıl geçti...
Ama gelin görür ki, bizim Yenikent "hep aynı" … "Yenikent"..!
80 bin kişinin yaşadığı, bir o kadar insanın da yaşamasının "müteahhitlerce" planlandığı Yenikent'in tamamında inanın hâlâ ne bir alışveriş merkezi var ve ne de çoluk çocuk ailecek hep beraber soluklanabilecek bir yer...
Yani kaderine terkedilmiş, kimsesiz bir yer gibi duruyor o güzelim bölgem benim...
"Yıllardır müracaat etmediğim makam, çalmadığım kapı kalmadı" diyor Muhtar Yunus...
"Sonunda Büyükşehir Belediye Başkanı'ndan bir sosyal tesis sözü aldım ve o tesisi Camili-1'e yaptırdım" diyor...
Evrenköy, Karaman, Camili-1, Camili-2, Nasuhlar, Aşırlar, Karapınar, Korucuk ve Alandüzü bu ilin artık yeni yerleşim bölgesidir...
Yani kabul edilse de, edilmese de(!) bu bölge "Yenikent"tir ve bu bölge Yenikent olarak büyüyecek, gelişecek, hatta ne kadar engellese de Yenikent bu ilin cazibe merkezi olacaktır...
Ben buna adım gibi inanıyorum...
Bunun için bölgede çok ciddi çalışma yapan bir ekibin de ayrıca içinde yer alıyorum...
Deprem sonrası bu bölgeyi Yenikent olarak planlayan başta dönemin valisi, o dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı (Aziz Duran), onun teknik ekibi (o ekibin baş mimarı Fikret Bayhan), o dönemin koalisyon hükümeti, hükümetin Sakaryalı milletvekilleri MHP'li Fevzi Zihnioğlu, DSP'li Ramis Savaş, yine o dönemin DSP'li Bakanı, onun Başdanışmanı Murat Alioğlu'na bugün burada bir kez daha teşekkür ediyorum...
Şehrin kurtuluşu, ancak buraya yapılacak yeni yapılanma ile mümkündü...
Bu vatansever insanlar da bunu yaptı...
Tabii bu bölge için bu planlamayı yapan insanlara daha sonra yüzlerce engel çıkartıldı ama bu engellerin tamamı sonuçsuz kaldı...
Önce Resmi Daireler Kampüsü'nü durdurmak istediler...
Ardından da Korucuk'ta yapılan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ni...
Ama her ikisi de daha sonra göreve gelen AK Parti milletvekilleri ve hükümetince desteklendi, tamamlandı ve de hizmete sunuldu...
Bu aşamada da bu projeye destek veren ilin milletvekilleri ile o dönemde ilimizde görev alan valilere teşekkür ediyorum...
Yazının tamamı için tıklayınız
İbrahim DAMAR ( /11/2010)
SAÜ TIP-MORFOLOJİ HEMEN,ŞİMDİ
Büyükşehir Belediyesi'nin her işte karşıtı gibiyim. Oysa, icraatları ve harcadığı servetler içimde farklı, benzemez, keskin ve sivri-aykırı uçlar da açar!
Örneğin, "Büyükşehir Belediyesi, Korucuk SAÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'ne bitişik 30-40 dönüm arazisini Tıp Fakültesi'ne veriyor!" gibi bir kararı yürekten alkışlarım. Başka, zaten yapılması gereken bir dolu örnekte verebilirim.
Ama, bu şehir için dellenen yüreğim oralarda da durmaz ki! "1 tek HES 25-30 Trilyon! 3 HES 100-120!
800 Bin nüfusu aşan ve Türkiye'nin en yoğun kanser bölgelerinden birisi olan Sakarya'da, Tıp Fakültesi için mutlaka yapılması gereken 3 Morfoloji Binası için gereken para sadece 25-30 trilyon! Yani 1 HES parası!
Sakaryalı cevap versin; Hangisi daha öncelikli?" diye de sorar.
Asıl göndermem AKP İl Yönetimi'ne, 5 AKP Milletvekiline olacak. SAÜ Rektör ataması süreci Tıp Fakültesi inşaatına sekte verebilir. İl Genel Meclisi şükran duyacağımız büyük bir para katkısı verdi. Yine de, gereken tüm ödeneğin çıkması ve sürekli akışı sizin özenle izlemenize bağlı.
400 Yataklı Hastane inşaatı önceliğiniz, tamam. O çok iyi giderken, bu işin taçlandırılması Tıp Fakültesi ile gerçekleşir.
SAÜ de, dileriz elini cebe atar, tüm mali yükü başkalarına yüklemez.
Yazının tamamı için tıklayınız
HASAN KURTİÇ (05/11/2010)
TIP FAKÜLTESİ FİYASKOSU !
Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu, Sakarya halkının oyları ile göreve seçildiği gün, " Aziz Duran'dan çok kötü bir miras aldı! Yapılan tüm projeler hatalı! Aziz Duran'dan kalma gündemdeki projeler de hatalı!" demiştim.
Zeki Toçoğlu, Aziz Duran'a şükranlar sundu. Bize, " Tuzu kurular!" dedi. Ankara'dan mı (!) bilmem? Aziz Duran'ın birçok projesi Sakaryalı'nın talebi değildi. Sanki Amcam Müteahhitlere İŞ bulundu. Yanlış İş'lerdi, hala da öyle!
Milletvekilleri ayrı bir alem. Sakarya AKP İl Teşkilatı, AKP çoğunluklu seçilmiş meclisler, AKP'li Büyükşehir ve AKP'li Belediyeler!
Türkiye'de 16 Büyükşehir var! " Şehirlerin Yaşanabilirlik Sıralaması'nda Sakarya neden 58. sırada?" sorusuna cevap vermeli.
Ben bir Sakarya AKP Milletvekili için, " Ulusal basında sadece 2010 yılının ilk 3 ayında 130 bin TL. Harcırah aldığınız yazıldı!" dedim. Cevabı yoktu ki, işi " Dinozor yazarlar!" lafıyla geçiştirdi. Olduk " Tuzu Kuru Dinozor!"
Şimdi tek bir konu sunuyorum. Geçen hafta, AKP Milletvekili Ayhan Sefer Üstün, Tıp Fakültesi kurduklarından söz etti. SAÜ Tıp Fakültesi, AKP harikası!
O fiyaskoyu SAÜ Rektörü Mehmet Durman'ın sözleri ile vereyim.
Rektörümüze göre, SAÜ Tıp Fakültesi Morfoloji B Blok inşaatı ihalesi yapılmış. Ramazan Bayramı'ndan sonra ( Eylül 2010 ortası ) temeli atılacak, İnşaat 915 günde tamamlanacak, öğrenciler 2012'de Sakarya'da olacakmışşş!!!
Koyun 2010 Eylül'e 2 yıl 4 ay. Öğrenciler 2012'de asla gelemez. Kocaeli Tıp Mezunu olurlar! Üstelik SAÜ'nin 700 bin TL'si varmış. Gereken para ise 4 milyon TL imiş! SAÜ Rektörü sadece 1 binadan söz ediyor, gerekense 3 bina.
Kâğıt üstünde Tıp Fakültesi! Ben bu Sakarya'da kimin sözüne güveneyim? Arşivden herkesin verdiği sözleri Sakaryalının önüne koyayım. Bakalım kaç kişinin Sakaryalının önüne çıkmaya yüzü olacak?
Yazının tamamı için tıklayınız
HASAN KURTİÇ (12/08/2010)
TIP FAKÜLTESİ KİMLERİ HOCA YAPIYOR ?
Sakarya Üniversitesi bünyesinde bir Tıp Fakültesi kurulması için yıllarca mücadele ettik.
Biz Fakülte için çabalarken sağlık tüccarları ise karşı çıkıyordu…
Şimdi o tüccarlardan bazıları Tıp Fakültesi içinde inanılmaz ayak oyunlarıyla fakülte ve hastane yönetimini ele geçirmeye çalışıyor.
Bugünlerde bu kadro tam bir atak halinde.
Yeterlilikleri olmamasına rağmen uzmanlıktan öğretim üyeliğine geçiş tezgahını kurmuşlar.
Kısa bir müddet sonra isimlerinin önlerine doçent veya profesör unvanı alacaklar.
Bilmeyen de kendisini profesöre emanet ettiğini sanacak.
Yıllarca çaba göstererek bu unvanları hak edenlere bir anlamda hakaret edilerek dağıtılan unvanlar, Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni başlangıçta sınıfta bırakacak.
Buradan Tıp Fakültesi Dekanı'nı uyarıyorum;
Çevrenizi saran yandaşlarınıza dağıtacağınız unvanlar insanların sağlıklarını birebir ilgilendiriyor.
Unutmayın hak etmeden doçent ve profesör olacak kişilerin elinde yetişecek doktorlara on binlerce insanın sağlığı emanet edilecek.
Havadan öğretim üyeliği unvanlarını dağıtıp, üç beş kişinin gönlünü hoş ederken on binlerce kişinin sağlığını tehlikeye atacağınızı bilin.
Bunun vebalini öbür alemde ödeyemezsiniz.
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (03/07/2010)
ORDA BİR YER VAR UZAKTA !
Adapazarı Merkezi'ne uzaklığı 15 km.
Karaman
Korucuk
Camili
Mahalleri'nden oluşan kocaman
Bir Köy..
Evet ne alaka
Demeyin
Burası Modern bir köy....
Modern
Çünkü Depreme dayanıklı binaları,
Güzel restoran
Küçüklü büyüklü de olsa
Alişveriş Merkezleri olan
Kocamannn bir Köy...
Haaa..
Bir de Valilik Kampüsü'nün olduğu
Adliye Sarayı'nın olduğu bir köy..
Korucuk'un güzel Havuzlu modern binalarında oturan bir vatandaş,
ikamet ve nüfus cüzdan sureti olmak için...
15 km. Adapazarı'na
Kaymakamlığa.. gelerek
Nüfus dairesinden alacak..
Kaymakamlıkta işi olan.. da mecburen aynı yolu kat etmek zorunda kalacak..
Tabi gittiğinde, Kaymakamlık da yetkili birini bulabilirse ne güzel..
Şansına..
Bulamazsa,,
Git 15 km.
Gel 15 km..
Ne güzel dimi..!
Sadece Camili 'de 13 bin seçmen var..
Karaman ve
Korucuk 'da da ortalama 10'ar bin seçmen olduğunu düşünürsek..
30.Bin..
Bu rakamın üç katı..
100 Bin yapar..
Bu kadar yoğun insanın yaşadığı bir modern kent, mecburen Adapazarı İlçesi'ne bağlı olan mahalle konumunda..
Adapazarı 'da Sakarya İli'nin en büyük ve en çok mahallesi, köyü olan bir İlçe..
Evet..
Gerçekten içinden çıkılması güç bir durum...
Bu işe Ya yeni bir ilçeyle çözüm bulunmalı,
Ya da daha akıllıca bir çıkar yol aranmalı...
Yazının tamamı için tıklayınız
NEJDET BAŞOĞLU (02/07/2010)
DORUKKENT'TE YARATILAN MAĞDURİYET !
Büyükşehir Belediyesi'nin toplu konut projesi tam anlamıyla bir fiyaskoya dönüştü.
Sözleşmeye göre 29 Kasım 2009'da teslim edilmesi gereken konutlar halen teslim edilmedi.
En son 1 Haziran günü bir basın toplantısı düzenleyen Dorukkent'in yüklenici firma yetkilileri konutların 14 Haziran'da teslim edileceğini duyurdu.
Dün 14 Haziran'dı.
Ancak 100 konut teslim edilebildi.
İlk etapta satışı gerçekleştirilen 674 konuttan geri kalanının bu ay içinde teslim edileceği söyleniyor.
Ancak Dorukkent halen şantiye görünümünden kurtulmuş değil.
Dorukkent'e ancak stabilize kaplı yoldan gidebiliyorsunuz.
Birkaç bloğun önü parke döşenmiş.
Site içindeki ana bulvar toprak yığınlarıyla geçit vermiyor.
Çevre düzenlemesi çalışmaları birkaç ay daha sürecek gibi.
Evlerde işçilik ve malzeme dandik.
1inci sınıf malzeme kullanıldığı söyleniyor…
Kullanılan malzemelere bakıyorsunuz, markasını duyan yok.
Hiç birinci sınıf görünümü yok.
Mutfak dolapları dökülüyor.
Vatandaş eksikliklerine rağmen konutunu bir an önce almak istiyor…
Ama biraz daha beklemeleri gerekecek.
Yüklenici firma yetkilileri teslimdeki gecikme için Büyükşehir Belediyesi'ni suçluyor.
Belediye'nin söz verdiği alt yapı çalışmalarını geciktirdiğini, gecikmelerin bundan kaynaklandığını öne sürüyor.
Oysa ihale şartnamesine göre altyapıyı kimin üstleneceği çok açıkça belirtilmemiş…
Eski Başkan Aziz Duran "Biz yaparız" diye söz vermiş.
Duran sonrası bu söz uzunca bir süre askıya alınmış…
Sonra, ne olduysa Büyükşehir Belediyesi ve yüklenici firma arasında sözleşme şartlarında bir takım değişiklikler yapılmış…
Büyükşehir altyapıyı üstlenmiş…
Üstlenmiş de ancak ellerinden bu kadar gelmiş…
Dorukkent'in yolu bile asfaltlanmadan konutlar teslim edilmeye başlanmış…
Büyükşehir'e güvenerek Dorukkent'ten konut alanlar yaşadıkları mağduriyete karşı tepkililer…
Tepkilerini de Facebook'ta açtıkları sayfada dile getiriyorlar…
Büyükşehir ve yüklenici firma yöneticileri arada bir bu sayfaya girip insanları nasıl mağdur ettiklerini görmelerini öneriyorum…
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (15/06/2010)
"KONUT DEĞİL SANKİ PAŞA KONAĞI!..."
Dostların ‘yahu amma kilo almışsın, yeryüzünde sana düşen alanın sınırlarını taşmışsın, haksızlık bu' uyarılarını dikkate alarak, uzun aradan sonra yürüyüş sporuna başladım. Genellikle Korucuk-Camili köyü arasındaki orman yolu güzergâhından, valilik konut lojmanı inşaatına kadar gider, inşaatın henüz yutmadığı yeşil alandaki meşe ağaçlarından birinin gölgesinde oturur, muhteşem Karaman ve Adapazarı manzarası eşliğinde sigaramı tellendirir, dönerdim.
Konut inşaat halindeydi henüz…
O gün, ihata duvarı çevrilmediği ve müştemilatı tamamlanmadığı için, günümüz ekonomik şartlarına uygun ve mütevazı bir konut zannettiğim inşaatın son halini gördüm.
Aman Allah'ım!
Bir kere, o ihata duvarı falan değil adeta çağın çok gerisinde kaldığını sandığımız sur anlayışı geri gelmiş, kalın bir duvar çekmiş müstakbel sakini ile halkının arasına…
Ve o surların arasında yaklaşık 8 dönümlük bir arazi için epey küçük ama mevkii ve makamı ne olursa olsun bir insan için oldukça büyük bir bina dikilmiş.
Üstelik işin teknik kısmını bilenler için oldukça kullanışsız ve görüntü açısından son derece zevksiz bir bina…
Ne doğru dürüst bir yatak odası var ne de doğru dürüst bir oturma salonu… İş hanından farkı yok.
İki katlı olmasına rağmen, sakini yorulmasın diye asansör de ihmal edilmemiş ama asansör de hem kullanım hem görüntü bakımından konutun içine etmiş adeta.
Ve o devasa binanın bir tarafına da 4 lojman serpiştirilmiş, güvenlik ve hizmet görevlileri için.
Yazık!
Şimdi muhtemelen Ay Çiçeği vadisinde oturuyorlardır ama uzun süre prefabriklerde süründü bu şehrin vali yardımcıları…
Mademki o kadar alan ayrıldı, onlar ve diğer üst düzey görevliler için de başlarını sokabilecekleri birer daire yapılamaz mıydı?
Vali ve yardımcılarının bir arada olması hem işleyiş ve irtibat hem de ekonomik bakımdan daha sağlıklı olmaz mıydı?
Biliyorum elbet, konut diye yapılan ve görenlere Osmanlı dönemi geri mi döndü dedirten o paşa konağından ötürü müstakbel sakininin hiçbir günahı yok. Dolayısıyla yeni valimizi tenzih ederek olayı kınıyor, sorumlularını lanetliyorum.
Biliyorsunuz bu ülkede milletvekillerinin bile artık bir lojmanı yok.
Çarşıda pazarda halkın arasında çoğu kiralık dairelerde oturuyor veya herkes gibi kooperatif imkânlarından yararlanarak başlarını sokacak birer ev edinmeye çalışıyorlar.
Yazının tamamı için tıklayınız
EROL AFŞAR (08/06/2010)
KORUCUK MUHTARI'NIN HAKLI İSYANI !
Dün Korucuk'taydım…
Birkaç gün önce karşılaştığımız Muhtar Adnan Sarıoğlu "Onca sorunumuz var, bir gelmedin. Anlatmak yetmez, mutlaka gelip görmen gerek" diye yakındı…
Dün sabah için anlaştık…
Muhtarlıkta buluştuk…
Bir yandan mahalleyi gezerken bir yandan da sorunlarını dinledim…
Korucuk'ta şu an için 6 bin konutta 20 bin nüfus yaşıyor…
Bu yılın sonunda 10 bin konutta 28-30 bin kişinin yaşaması bekleniyor
Ancak Korucuk'un büyük sorunları var…
Bir kere bölge iyi planlanmamış…
Bu kadar nüfus yoğunluğu olan bölgede sadece iki ilköğretim okulu var…
Başka okul yok.
Acilen liseler ve yeni ilköğretim okulları yapılması gerekiyor…
TOKİ'nin yaptığı anaokulu özele kiralanmış…
Yani devletin bağımsız anaokulu yok…
Tek bir sağlık ocağından sağlık hizmeti veriliyor…
Tek bir cami planlanmış…
Onun da yapımına yeni başlanmış…
Korucuk'un bir ucunda ve çukurda inşa edilen camiye cemaati oluşturan yaşlı ve emekli vatandaşların ulaşması çok zor…
Bu kadar büyük bir mahallede bir tek park yok…
İnsanların bu güzelim havalarda akşam üstü gidip oturabilecekleri, bir akşam çayı içebilecekleri yer yok…
İnsanların evlerinin dışında zaman geçirebilecekleri tek bir mekan var…
O da eski köy kahvesi…
Mahalleli bayanlar muhtardan son zamanlarda moda olan spor oyun aletlerinin olduğu bir spor parkı istemişler…
O da bu isteği Adapazarı Belediyesi'ne iletmiş…
Belediye'den gelen "İlgili dilekçenizde talep edilen spor parkının yapılabilmesi için Korucuk Mahallesi'nde uygun yeşil alan veya park alanı bulunmamaktadır" şeklindeki cevap Muhtar Sarıoğlu'nu adeta çıldırtmış;
"Burası daha 3-5 yıl önce planlandı. Bu nasıl bir planlama ki, insanların spor yapabilecekleri, nefes alabilecekleri bir yer bırakmamışlar. Bir kör çoban buranın planını çizseydi, çok daha iyi planlama yapardı" diyor…
Mahalle çocuklarının oyun oynayabileceği bir alan yaratamamış…
Bulduğu boş bir araziyi temizletip futbol kaleleri koydurmuş…
Geçen yıl çocuklar Belediye'nin turnuvasında birinci olmuşlar…
Sorunlarının çözümü için Adapazarı Belediyesi'ne gitmiş, bir şey değişmemiş…
Büyükşehir Belediyesi'ne gitmiş, Başkan'a ulaşamamış…
Sorunların çözümü için bir sivil inisiyatif grubu oluşturulmuş…
Aralarında SAÜ'den öğretim üyelerinin de bulunduğu grup çalışmalara başlamış ama yine değişen bir şey olmamış…
Korucuk'ta ulaşım başlı başına bir sorun…
Tek bir belediye otobüsü çalışıyor…
O da hafta sonları ve akşam 9'dan sonra yok…
Vatandaş, halk otobüsü şoförlerinin insafına terk edilmiş…
Halk otobüsleri kafalarına göre takılarak yolcu taşıyorlar…
20 bin nüfuslu Korucuk'ta karakol yok…
Dolayısıyla bölgede sık sık hırsızlık olayları meydana geliyor…
Hırsızlar daha çok insanların işte güçte olduğu saatlerde, ellerini kollarını sallayarak evlere giriyor, araçları çalıyorlar…
Korucuk'ta imarla ilgili büyük adaletsizlik var.
Köy yerleşim bölgesinde 2 kat imar izni verilirken, toplu konut bölgesinin içinde kalan ve imara açık yerlerde vatandaşa 5 kat imar veriliyor…
Bu da huzursuzluk yaratıyor…
Pazar günleri bir sokakta pazar kuruluyor…
Ancak bu yeterli görülmüyor…
Korucuk halkı bir kapalı pazaryeri istiyor…
Korucuk'ta sokak aydınlatmaları büyük sorun…
Hastane kavşağından İdealkent'e kadar giden yolda aydınlatma yok…
Geceleri bu bölge zifiri karanlık…
Ayrıca köy içindeki elektrik hatları neredeyse 50 yıllık…
Rüzgar estiğinde elektrikler kesiliyor.
Aydınlatma lambalarında ampul yok…
Toplu konut bölgesindeki aydınlatma lambalarının da çoğu arızalı…
Muhtar aydınlatma sorunlarıyla ilgili SEDAŞ'a defalarca başvurmuş…
Sonuç alamamış…
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (29/05/2010)
MORFOLOJİ İHALESİ NE OLDU ?
Sözde, 12 Mayıs 2010 günü SAÜ Tıp Fakültesi Morfoloji Binaları'nın ihalesi olacaktı. Görmedim, duymadım; doğrulatmak için de kimseye sormadım.
AKP Sakarya Milletvekili Hasan Ali Çelik'i hayretle izlerim. Sakarya'da ve özellikle de Karasu'da, ortada hiç olmayan işleri, AKP'nin yaptığı yatırımlar gibi göstermesine ağzım açık kalır.
Hasan Ali Çelik en son Erenler halkına, 574 trilyonluk Karasu Demiryolu Masalı'nı anlatmış. Bu halk enayi mi acaba? Sanki 574 trilyon orada masada duruyordu. AKP'li Büyükşehir, "Raylı Sistem çok pahalı!" deyip, su yapmadı mı? Durmadan asfalt yol yapıp, şehri otobüs mezarlığı yapan ben miyim?
AKP Milletvekillerine de, atama İl Başkanı'na da her gün soruyorum.
"AKP 2,5-3 yıl önce Sakarya Tıp Fakültesi kurdu. Tıp Fakültemize ‘Bu yıl Kocaeli Tıp Fakültesi'nde okuyacaklar. Gelecek yıl Adapazarı'nda kendi okullarında!' diye öğrenci aldık.
SAÜ Tıp Fakültesi öğrencileri 3. sınıfa geçti. Ortada okul temeli bile yok! Ben utanıyorum." diyorum.
Milletvekili Hasan Ali Çelik, bu kez bize yine ortada hiç olmayan 574 trilyonluk Karasu Demiryolu masalı ile gelebiliyor. Karasu Limanı, Tersaneler, Karasu OSB, Duble Yol bitti ya; Karasu'ya demiryolu geldi, gelecek.
Erenler'de neden bu kadar çok dolaşıyoruz acaba? Bu Dörtyol Sanayileri Kent Dönüşüm Projesi'nde dilerim taklaya getirilmez!
Ne taklası? Dörtyol Sanayileri'nde bir dükkan edinmek için, orada bir ömür çürüten insanlar tanırız. TOKİ, hem o uğruna ömür çürütülen mülkleri ellerinden alacak; hem de o küçük sanayiciye parayla mekan satacak. Yok ya!
Uyan Sakarya! Genel Seçim'de senin oyun bu kez çok pahalı olmalı!
Yazının tamamı için tıklayınız
HASAN KURTİÇ (19/05/2010)
3.KÖPRÜ SAKARYA'YI BİTİRİR!!!
Ulaştırma Bakanlığı'nın yaptığı açıklama sonrası 3.Boğaz Köprü güzergahı Alandüzü ve Korucuk arasından geçecek.
Evrenköy üzerinden Dağdibi'ndeki Keresteciler Sitesi'ne buradan Karasu Çevre Yolu boyunca ilerleyecek.
Akyazı-Hendek arasından TEM Otoyolu'na bağlanacak.
İşte Sakarya'yı bekleyen tehlikeler:
1: 40.7 derece enlem, 30.6 derece boylamda yer alacak ekilebilir yüzlerce dönüm güzelim araziler otoyola terk edilerek adeta inanılmaz katliam olacak,
2: Aynı enlem ve boylam üzerinden Kocaeli il sınırına ulaşacak yol Akmeşe Köyü üzerinden geçecek, bu ne demek, yeni yerleşim birimi olan Korucuk, Camili ve Karaman Mahallelerinde oturan vatandaşların otoyol sayesinde 20-25 dakikada Kocaeli'ne ulaşması demek,
3: Milli Gelirden aldığı katkı payı neredeyse Sakarya'nın 4-5 katı olan Kocaeli ilinin yaptığı yatırımlar sayesinde inanılmaz derecede gelişmesi ve sosyal yaşamının daha ileri düzeye gelmesi, bu bölgede yaşayan vatandaşların alışveriş başta olmak üzere her türlü sosyal faaliyetlerinde Kocaeli'ni tercih etmesine sebep olacaktır.
4: Nüfus olarak 70 bini geçen yeni yerleşim bölgesi Bakanın deyimiyle diğer adıyla Yeni Adapazarı Sakarya Büyükşehir'den alamadığı ekonomik destek nedeniyle adeta kurtarılmış bölge durumunda olduğundan yarın daha iyi hizmet alacağına inandığı Kocaeli iline bağlanmak ve bu ilin yeni bir ilçesi olmak için referanduma bile gidebilir.
5: İstimlak edilecek arazilerinden bir anda yüklü miktarda para alacak vatandaşların yatırım düşünecek halleri yok, kısa bir süre için ellerindeki para ile hasret kaldıkları zevk-i sefa alemine dalarak sosyal sancılara sebep olmaları kaçınılmaz olacak..
6. Yeni Otoyol sayesinde Kandıra ilçe sahillerine ulaşmak oldukça kolay olacağından son zamanlarda Karasu-Kocaali ilçeleri sahillerinde meydana gelen erezyon ve yapılan spekülatif haberler nedeniyle bu bölgede yatırım düşünen tatilcilerin Kandıra Sahillerini tercih etmesine sebep olacaktır.
Şu an ilk aklıma gelen bu 6 tehlike bunlar daha da çoğaltılabilir.
Yazının tamamı için tıklayınız
EŞREF GÜLTER (01/05/2010)
DORUKKENT'TE KUZULARIN SESSİZLİĞİ SONA ERİYOR
Dorukkent'ten konut alan vatandaşların isyanını Şubat ayında dile getirdiğimde konutların Mart ayında teslim edileceği belirtilmişti…
Geçenlerde de Büyükşehir kaynaklı bir haberde konutların teslimine başlandığı belirtilmişti…
Oysa Kasım 2009'da teslim edilmesi gereken konutlar hala teslim edilmiyor…
Bugün size bir Dorukkent mağdurunun mektubunu aktarıyorum…
Yazımın başlığı da okurumun mektubunun başlığı…
İşte adı bende saklı okurumun isyan dolu satırları;
Bildiğiniz üzere Büyükşehir Belediyesi, Nazar ve Gül-İş İnşaat Adı Ortaklığı ile birlikte Haziran 2008 tarihinde, Kasım 2009'da çevre düzenlemesi dahil olmak üzere anahtar teslim bir konut projesi başlatıldı…
Kasım 2009'da bitmesi gereken bu proje, yerel seçimlere kadar hızla ilerlemiş ancak seçimlerden sonra her ne olduysa duraklama dönemine girmişti.
Büyük umutlar ile ekonomik krize rağmen, tüm şartlarını zorlayarak bu projeye giren aileleri ile birlikte sayıları 1000'i bulan Sakaryalılar gerçekten çok zor durumda.
Türk inşaat tarihinde müteahhit facialarının fazlalığı dikkate alındığında Dorukkent mağdurlarının bu zamana kadar sessizliğine tanık olan Büyükşehir Belediyesi ve inşaat firmasının yetkilileri artık sessizliğin sona erdiğinden emin olmalıdırlar…
Olaya tüm taraflar açısından bakıldığında her zaman olduğu gibi vatandaşın nasıl mağdur edildiği açık olarak görülmektedir.
Bu çıkarsamayı yapmak için satış sözleşmelerini incelemek yeterli olmaktadır. 2008'de imzalanırken "oldukça anlamsız gelen detayli sözleşme maddelerinin" aslında vatandaşı yolun başında "yok olmanın eşiğine taşındığının kanıtıdır." Söz konusu maddeler şu sekildedir (sözleşmedeki madde numaraları birebir verilmiştir):
"3.1. SATICILAR, konutu, mücbir nedenler ve mevsime bağlı gecikmeler dışında en geç 25/11/2009 tarihine kadar tamamlayarak "Anahtar Teslimi" olarak ALICI'ya teslim edecektir. …
3.2. Ancak SATICILAR'in kusuru olmaksızın mücbir sebepler olağanüstü hal ve resmi kurum ve kuruluşlara bağlı nedenlerin söz konusu olması halinde bu nedenlerin ortadan kalktığı tarihe kadar teslimle mükellef değildir.
3.3. SATICILAR, iş bu sözleşmenin yapılmasından sonra Belediye tarafından öngörülen teknik zorunluluklar nedeni ile ve/veya SATICILAR'ın kararı ile sözleşme konusu Mahal Listesi'nde ve Vaziyet Planı'nda değişiklik yapma yetkisine sahiptir.
3.4. 3.2. maddesinde belirtilen haller dışında SATICILAR'DAN kaynaklanan problemlerden dolayı 3 ayı geçen gecikmelerde 4. aydan itibaren 250 YTL kira bedeli ödenecektir."
4.4. ALICI tarafından dairenin teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde teslim alınmaması halinde konutun korunması hizmeti karşılığı olarak aylık 1000 YTL bedeli SATICI'ya ödemekle yükümlüdür.
5.3. ALICI, SATICILAR'ın daireyi teslim için yazılı olarak davet etmesini müteakip 15 gün içinde bilfiil veya noterden vereceği vekalete binaen bir vekil aracılığı ile konutu iş bu Sözleşmeye uygun olduğunu kontrol ederek almak zorundadır."
Şimdi dilerseniz bu maddeleri içinde bulunulan duruma göre yorumlayalım.
Büyükşehir Belediyesi ve ilgili inşaat firmaları zannediyoruz ki 3.3. maddesine dayanarak 1000 konutluk projeyi 1160'a çıkartmıştır. Nisan 2010'da kira yardımı talebi için gidilen satış ofisinde "yardım yapılmayacak çünkü gecikme diğer kurum ve kuruluşlardan kaynaklanmaktadır. Bizden 160 konut daha yapmamızı istediler. Gecikme bundan kaynaklandı." şeklinde bir açıklama yapılmıştır.
Böylece 3.1. maddesinin yanında 3.4. maddesi de Dorukkent mağdurları için geçerliliğini yitirmiştir.
Satış ofisine giden mağdurlar bilirler gecikmenin bir nedeni de Büyükşehir Belediyesi'nin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmemesi gösterilmektedir.
İlgili inşaat firmasına göre Büyükşehir Belediyesi'nin yol, su, elektrik ve gaz gibi insan olmaktan kaynaklanan en temel ihtiyaçların karşılanması için tek çaba sarf etmedikleri ve inşaat firmasının bunları da yapmak zorunda bırakıldığıdır.
Bu açıklamanın ucu da sözleşmede 4.4 ve 5.3 maddelerine değmektedir.
Ş
öyle ki daireler bitse bile Dorukkent mağdurlarına zorla da olsa teslim edilecek ve kendilerinin ortağı olduğu halde ikna edemedikleri Büyükşehir Belediyesi'ni mağdurların ikna etmesi beklenecek.
Bu duruma inşaat firması muhtaç çünkü ellerinde henüz satılmamış 350 daire bulunmaktadır.
Yukarıda da belirttiğim gibi sözleşmenin maddeleri 2008'de imzalanırken sadece birer formalite iken 2010 Nisan ayında alıcılara karşı ileri sürülebilecek birer "bahane" haline gelmiştir.
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (09/04/2010)
YENİ ROMAN MAHALLEMİZ HAYIRLI OLSUN !
Başbakan'ın Roman açılımı sonrası TOKİ hemen harekete geçti…
Adapazarı Belediyesi'nin Korucuk'ta tahsis ettiği 40 dönüm arazide, Roman vatandaşlarımız için ilk etapta 288 konut inşa edilecek…
Roman vatandaşlarımıza 100 lira taksitle verilecek konutların ihalesi Mayıs ayında gerçekleştirilecek…
Başvurular da önümüzdeki aydan itibaren alınacak…
Bu proje yeni bir Roman mahallemizin olması anlamına geliyor…
İlimizde bir çok Roman semti var…
Erenler'de Yeni Mahalle, Hendek'te Turanlar, Adapazarı'nda Şeker Mahalle'nin bir bölümü, Çamlık, Göktepe, Sapanca'da Kestanelik gibi…
Şimdi Korucuk'ta Yeni bir Roman mahallesi kuruluyor…
Yanı başlarına kurulacak yeni Roman mahallesini duyan İdealKent sakinleri, projenin yerinin değiştirilmesi için çalışma başlatmış…
"Olmuyorsa İdealKent'in etrafını tel örgüyle çevirin" diye girişimde bulunmuşlar…
Bu girişimler Romanlar için inşa edilecek bu konutların amacına hizmet etmeyeceğini gösteriyor…
Toplumdan soyutlanmış bir şekilde yaşayan Roman vatandaşlarımızı toplumla kaynaştırmayı hedefleyen Roman açılımıyla ilave bir Roman mahallesi yaratmanın mantığı ne?
Geçen gün yazdım…
Romanları bulundukları yerde kentsel dönüşüm projeleriyle modern yapılara kavuşturmak en doğrusu…
Onları doğup büyüdükleri yerden koparmamak gerek…
Korucuk'ta inşa edilecek 5 katlı konutlara yerleştirilecek Romanlar çok mu mutlu olacaklar?
O bölgede oturan vatandaşlar tarafından dışlanacakları şimdiden belli olan Roman ailelerin çocuklarını nasıl bir gelecek bekliyor?
Bu sorular kafamızı kurcalıyor ve bizi şu öneriye götürüyor:
Hükümet Roman açılımını sadece konut yapmak olarak algılamamalı, toplumun Romanlara bakış açısını değiştirmek için de çaba göstermelidir…
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (25/03/2010)
TIP FAKÜLTESİ'NE KOMİK ÖDENEK VE BİZ !
Tıp Fakültesi'nin Morfoloji binasının yapımı için bu yıl 700 bin liralık ödenek ayrılmış…
Bu parayla binanin temelini bile atamayız…
SAÜ yönetimi ödenek diye kendini yırtarken siyasetçiler ne yazık ki onların çırpınışlarını görmüyorlar…
Sakaryalı işadamları da Tıp Fakültesi'ni bağışlarla yapmak için çaba sarfetmiyor.
Oysa bir çok il üniversiteleri için özellikle de tıp fakülteleri için inanılmaz dayanışma örnekleri sergiliyorlar…
En son Kayseri'de kurulacak yeni üniversitenin yerini Büyükşehir Belediyesi'nin bağışladığını, kampus binalarını da işadamlarının ortaklaşa yapacaklarını öğrendik…
Bizim Büyükşehir Belediyesi arsasını Tıp Fakültesi'ne parayla satıyor, işadamları üniversiteye ancak ne koparırız diye bakıyor…
Yıllardır Tıp Fakültesi diye yırtındık durduk…
Zor olsa da artık Fakülte'nin tabelasını kurtardık…
Şimdi sıra bizde…
Hep birlikte kent olarak el ele verip, Tıp Fakültesi'ne şahane bir kampüs kazandırmalıyız…
Bu, hepimizin sorumluluğu…
Bu ise de Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu öncülük etmeli…
Karaman'ı, Kaynarca yoluna bağlayacak köprü inşaatı nedeniyle bir süredir bu yoldan Karaman'a girilmiyor…
Kaynarca'dan gelip Karaman'daki Yenikent Hastanesi'ne gitmek isteyen önce Adapazarı'na gidip sonra Karaman'a gelmek zorunda…
Oysa Karaman'a orman içinden bir yol var…
Önceleri asfalt olan bu yol bakımsızlıktan dolayı araç geçişine izin vermiyor…
Küçük bir bakımla bu yol bir alternatif güzergah olarak her zaman kullanılabilir…
Bence o köprü bağlantısı bitene kadar birkaç kilometrelik bu kısa bağlantı yolu bakıma alınarak Kaynarca Yolu-Karaman arasında bağlantı sağlanmalıdır…
Vatandaşa eziyet etmeden iş yapmayı düşünen bir zihniyet bunu yapar…
Bakalım yetkili noktadakiler vatandaşı ne kadar düşünüyor?
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (20/03/2010)
"AH BU SİYASETİN GÖZÜ KÖR OLSUN !"
Valilik Kampüsü Toplantı Salonu 4 yeterince konforlu. İyi de teknoloji donanımlı. Ki, başka salonlar da var; onlar da öyle.
4. Salon'da, Türkiye'nin Stratejik Vizyonu 2023 Projesi 81 İl Çalıştayları'nın ilimizdeki toplantısına, öğleden sonraki oturumda katılabildim.
Siyasetin hiç işine gelmez. İhtirastan körelmiş gözleri bu ülkede var olan kamu ve sivil inisiyatif birikimini asla görmez. Ki, 7-8 bin yıldır da bu böyledir. Eşsiz medeniyetlerin yok olmasına yol açan siyasi ihtirasın kör gözleridir. Hatta, dinlere rağmen, onların ayrımcı gözü sanki kördür!
Oturumu, bütün antenlerimi açarak dinledim. Dinleme, anlama, öğrenme kültürümüz dip yapmış. Hazirun, çok azı dışında, "Bitse de gitsek!" der gibi. Birbirinden değerli prof'lar da, nefis gündeme karşın, "O zaman, peki!" dediler.
Sakarya için de çok önemli konular konuşuldu. Sakarya, çağın ve ülkenin gelişme enerjisinden-zenginliginden, hak ettiği payı alamıyor gibi. Eee, baş aktör seçilmiş yönetenlerin ihtirası, ayrımcılığı, yetersizliği! Halk teslimiyeti?
"Ülke halkı, her yıl üretilen GSMH'dan hakça paylaşım almazsa, gelişme ve kalkınmada süreklilik olmaz! Tarımsal üretim sanayide daha çok teknoloji üretimini tetikleyen ana sektördür. Tarım yeterli desteği almadıkça, sanayi ve ekonomi hak ettiği gelişmeyi yapamaz! Tarım Arazisi Toplulaştırması çok önemli bir projedir." gibi. Siyaset için önemsiz, bizim için hayati konular nefisti.
Siyasetin Camili, Karaman, Korucuk'u!
Valilikten çıktım; düştüm Camili tepelerine. ÇYDD BİNAMIN utanılacak halinden kendime düşen payı aldım. Vurdum oradan Korucuk, Alandüzü, Karaman'a! Doğa ve toprak orada bulunamaz güzelliklerle dolu.
Yüzyılın Depremi'nden sonra, Karaman, Camili, Korucuk'u yenikent yerleşimi için seçen Cumhuriyet'in Kamu Görevlileri'nin ellerinden öpüyorum.
DSP, MHP, ANAP Koalisyon Hükümeti'ne sadece bu nedenle bile minnet borçluyum. Orası; doğru, ayrımcısız, çağdaş siyasi bir yaklaşımla devam edebilseydik inanılmaz bir yenikent olurdu.
Düşünün! Orada (bize, hepimize, Hazine ve kamuya ait) araziler belediyelere Yeni Çağdaş Kent ihtiyaçları için verildi. İktidar değişti. Sanırım belediyeler O arazilerin büyük kısmını müteahhitlere konut yapmak üzere sattı.
Öbür dünyayı ve ibadeti düşünmekten başka günlük heyecanları olmayan, Yaşlılara çocukları, torunları için çok önemli bir görev düşüyor. Dini, imanı, ibadeti Onlara hiçbir siyaset ve siyasi parti öğretmedi, öğretemez, öğretmemeli de! "Kul'a kulluk etmeyin" emrini bilirler.
Karaman, Camili, Korucuk'ta SİYASİ ÇIKARSIZ sosyal mekanlar, sosyal etkinlikler çocuklar, torunlar ve kadınlar için artık zorunluluk. 3. Köprü Çevre Yolu ile orada yaşanabilir muhteşem bir YENİ KENT doğabilir.
Yaşlılar! Genel Seçim çok şeyleri değiştirmenin büyük fırsatıdır.
Yazının tamamı için tıklayınız
HASAN KURTİÇ (18/03/2010)
SAMSUN'UN HAFİF RAYLISINA İMRENDİM !
Petrole ve otomotive dayalı ulaşım sistemlerine alternatif olarak kullanılan geleceğin vazgeçilmez toplu taşıma sistemi ‘Raylı Sistem' birçok büyük ilde hayata geçiriliyor.
Bu iller arasına Samsun da girdi. Önceki gün televizyonda haberleri izlerken biraz da imrenerek baka kaldım. Samsun'daki hafif raylı sistemin test sürüşlerine.
Samsun Büyükşehir Belediyesi`nce, 1900`lü yıllarda Osmanlı Devleti`nin ihale ettiği ama savaş nedeniyle yapamadığı Raylı Sistem Projesi`nde ‘asırlık hayal' gerçekleşerek test sürüşleri görkemli bir törenle yapıldı…
Samsunlular 110 yıl bu projeyi beklemiş, şimdi içime bir kurt düştü şurada biz 15 bilemediniz 20 yıldır şehrimizde raylı sistemden kurulmasını tartışıyoruz, biz de tutup 110 yıl mı bekleyeceğiz acaba?
Bizim Büyükşehir Belediyesi 800 milyon TL'ye dayanan borcu ile böyle bir projeyi kısa vadede hayata geçirebilecek durumda değil. Bunu biliyoruz ancak bu borç bu sistemin şehre kazandırılmasına engel olmasa gerek.
Özellikle yeni yerleşim bölgesi ile şehir merkezi arasında kurulduğunda, toplu taşımanın organizasyonu bir hayli rahatlatacak olan hafif raylı sistemin 3 yılda kendini amorti edebileceği belirtiliyor.
Yap, işlet, devret modeliyle bu proje hayata geçirilir. Hem de bu güzel projeyle birlikte yeni yerleşim bölgesinin ikamet açısından cazibesi daha da artar. Samsun'daki 16 kilometrelik raylı sistem 106 milyon TL'ye mal oluyormuş.
Bizim bir de avantajımız var. O avantajımızda TÜVASAŞ gibi dev bir kurumun ilimizde olması.
Ray da yapar, vagon da yapar bu projenin maliyeti daha da düşürülebilir gibi gözüküyor. Ne diyelim büyük şehirlerin büyük projeleri olur, biz de bu özlemle yıllardır bekliyoruz. Umarım raylı sisteme kavuşmak için 110 yıl beklemeyiz!
Yazının tamamı için tıklayınız
UĞUR KAYA (16/03/2010)
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BİNASI NEREDE OLMALI ?
17 Ağustos Depremi sonrasında yerle bir olmuş Sakarya'ya moral olsun diye kurulan Büyükşehir Belediyesi aradan geçen 10 yıl içinde kendine bir bina bulamadı…
Atatürk Ortaokulu'nun eski binasında bir sığıntı gibi duruyor…
Geçen yıl göreve gelen Başkan Zeki Toçoğlu belediyeye yeni bir bina kazandırmak için arayışlara girdi…
Pazar günü ilimizi ziyaret eden Bayındırlık Bakanı Mustafa Demir'den Dörtyol'daki Bayındırlık Müdürlüğü'nün eski binasının bulunduğu araziyi istedi…
Demir de araziyi Büyükşehir Belediyesi'ne verdi…
Şimdi Dörtyol'da belediyeye bir hizmet binası inşa edilmesi gündemde…
Oysa depremin hemen ardından şehri güvenli bölgelere kaydıracağız mantığı ile yeni yerleşim bölgesi oluşturulmuştu kuzeyde…
Camili ve Karaman'a sonradan Korucuk ilave olmuş bu bölge Yenikent olarak anılır olmuştu.
Bu bölge cazibe merkezi olsun diye Resmi Daireler Kampüsü buraya inşa edilmişti.
Sakarya halkı depremin hemen sonrası bu görüşü haklı buldu ve zamanla yeni yerleşim bölgesine sıcak bakmaya başladı.
İyi de bir nüfus akımı oldu buraya.
Ancak bu bölgede sosyal hayatın canlanmaması nedeniyle ilin merkezi yine Çark Caddesi ve civarı olmaya devam etti.
Yeni yerleşim bölgesinden kopmalar olsa da ümitli bir bekleyiş hâkimdi.
Büyükşehir Belediyesi'nin Dörtyol'a taşınacağı haberi Yenikentliler'de büyük hayal kırıklığı yaşanmasına yol açtı…
Kentsel Dönüşüm Projesi'yle birlikte Büyükşehir Belediyesi'nin Dörtyol'a gitmesi, kuzeyde biraz da zorlamayla yaratılmaya çalışılan cazibenin tümden yok olması demek…
Haritada Sakarya'nın merkezini Valilik Binası'nın bulunduğu noktayı göstersek de Sakarya'yı bilen kimse buna inanmayacak, gelip görenler de şaşıp kalacak.
Zaten insanlar yeni yerleşim bölgesine pamuk ipliği ile bağlı iken tüm bu gelişmeler, nüfusu azalan bölgeden kopmaları hızlandıracak.
Yenikent'te hayata geçirileceği söylenen projelere bir türlü başlayamayan belediyeler, nedense Yenikent'i boşaltacak projelerde pek cevvaller…
Plansız ve hormonlu bir şekilde büyüyen bu kentin geleceği beni ürkütüyor…
Galiba bu şehri yönetenler planlarını şehri olası bir depremin beklediğinin farkında değiller…
Depreme hazırlık adına şehrin mümkün olduğunca kuzeye taşınması için çaba göstermesi gereken kent yöneticileri, tam aksi çaba içindeler…
Umarım bir an önce gerçeklerin farkına varırlar…
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (12/03/2010)
AKP VE TIP FAKÜLTESİ
Başbakan köşe yazarlarına çok kızıyor ya. Ve hatta, ancak hangi rejimlerde görülebilecek önerilerde bulunuyor ?
" Gazetede Patron sensin ! Köşe yazarı istediği gibi yazamaz ! Senin istediğin gibi yazmıyorsa, kulağından tuttuğun gibi kapı önüne koyarsın !" gibi bir siyasi anlayış hangi ülkelerde görülür ?
Bu anlayışın devamı nasıl olabilir ? " Bak, ülkenin Patronu benim ! Ülkenin Patronu'nun istemediği gibi bir gazete olursan, kulağından tuttuğum gibi !" mi ?
Köşe yazarken artık dikkat etmem gerekecek ! Ki, 15 Yıllık Aziz Duran Dönemi'nde kaç işten kovulduğumu unuttum ! O küllerden, her seferinde yeniden ve daha onurlu doğdum. Yeniden doğma uğraşına aşılıyım.
Bugün, Genç Parti'nin olmadığı müthiş bir Genel Seçim startı verildi. Şu günden, " AKP Sakarya'da artık 5 milletvekili çıkaramaz ! Güneydoğu'dan ve çok sayıda meslek grubundan da oy alamaz ! TBMM'ye bir parti daha girerse, iktidar da olamayabilir !" dersem, kimse yadırgamasın. İŞ'e bakacağız, İŞ'e !
Tabii, İktidar Yalakası olmayan Köşe Yazarları her zaman var olacak !
İktidarların ve AKP'nin yanlışları, eksikleri her zaman yazılacak ! AKP İl Yönetimi, Milletvekilleri, Büyükşehir ve tüm belediye başkanları, İl Genel Meclisi ve belediye meclisleri yanlışları ve eksikleri ile hep eleştirilecek.
Örnek: SAÜ Rektörü Mehmet Durman: " Bir ay içinde Korucuk'ta Tıp Fakültesi Morfoloji Binası temeli atılacak. Önümüzdeki yıla yetiştirmek istiyoruz.!" gibi müjdeledi de; biz yapılanı ve açılışı görünce sevineceğiz.
AKP ve milletvekilleri, yıllar önce kağıt üstünde kurulmasına katkı verdikleri Tıp Fakültesi Öğrencilerinin Kocaeli Tıp Mezunu olmalarına sanırım seyirci olmayacak; Morfoloji seneye açılacaktır. Genel Seçim'de sorabiliriz !
Yazının tamamı için tıklayınız
HASAN KURTİÇ (01/03/2010)
HİZMETLERİ KİM YAPTI !
Siyaset o kadar acımasız oluyor ki, ustalıklar doğruları çarptırabilme sanatı oluveriyor çoğu zaman.
Vatandaş kırk yılda bir hizmet alıyor.
Onda da "Bu hizmeti ben yaptım" tartışmaları bitmek bilmiyor.
Özellikle geçmişte yapılanlara saygı göstermeyen ve "Bunları biz yaptık" diye miting alanlarında bağıran bir siyasi anlayış iktidarda olunca..
Ak Parti Sakarya Milletvekili Hasan Ali Çelik ile geçtiğimiz haftalarda program yapıyorum.
"Bizden önce filanca hizmetler yapılmış. Yapanlardan Allah Razı olsun. Ama biz yarım kalanları tamamladık ve daha fazlasını da kendi dönemimizde yaptık" diyor Milletvekili Çelik.
Ve ardından da rakamlarla sıralıyor yaptıkları icraatları.
Doğru olanı da bu değil midir aslında..
Yani Parti Genel Başkanı ve Başbakan'ın da bu üslubu örnek alması gerekmez mi?
Dönelim geçen hafta sonuna.
Başbakan Bozüyük-Bilecik-Mekece duble yolunun açılışını Bozüyük'te yaptı.
Orada yaptığı konuşmaya Salı günkü TBMM grubu toplantısında, MHP Lideri Devlet Bahçeli, bakın nasıl temas ediyor.
Sakarya'yı da yakından ilgilendirdiği için üzerinde durmak istiyorum.
Aynen ş öyle Bahçeli'nin sözleri:
"…Meselenin hazin tarafı ise, bu felaketi göremeyecek kadar gerçeklerle bağını koparmış; dar görüşlü ve sığ bakışa sahip birisinin Başbakanlık makamında oturuyor olmasıdır. Nitekim bunun tezahürleri son olarak Bozüyük-Bilecik-Mekece ile Kırıkkale-Elmadağ yollarının açılışındaki konuşmalarına yansımıştır. Başbakana göre bütün yatırımlar kendi zamanında başlatılmış ve sonuçlandırılmış, Türkiye bütün gelişmeleri ve projeleri yalnızca AKP döneminde sağlamıştır. Öncesi mahrumiyet ve karanlıktır. Devlette devamlılıktan, hizmette süreklilikten ve millete hadim olmaktan bihaber bulunan Başbakana açılışını yaptığı yolların ve özellikle Bozhüyük-Bilecik-Mekece bölünmüş yol projeleri ve ihalelerinin aralarında 57.Cumhuriyet hükümetinin de bulunduğu kendinden önceki hükümetlerce gerçekleştiğini hatırlatmak isterim.Bu gerçeği bir övünme vesilesi olarak değil, her hükümetin yapması gerekenlerin ve yaptıklarının hakkının teslim edilmesi için ifade ediyorum. Bizim başlattıklarımızı elbette ki sizler tamamlayacaksınız. Milletimiz adına şükran duyarız. Sizin başlatıp tamamlayamadıklarınızı da iktidarimizda biz yapacağız ve varsa bir hakkın da mutlaka teslim edeceğiz…"
Dönelim Sakarya'ya..
Sakarya'da da AK Parti Sakarya Milletvekili Hasan Ali Çelik'i dışarıda tutarak, "Biz yaptık" diyen diğer vekillerin sözlerinin aksine, önceki Hükümetlerin imzası bulunuyor.
Örnekler verelim mi?
Örneğin Yenikent Devlet Hastanesi.
Yenikent Devlet Hastanesi'nin içerisinde, 3 Kasım seçimleri öncesinde ben müteahhit firma yetkilisi ile birlikte geziyordum.
Son rötuslar yapılıyordu.
Ve medikal ihaleye gelmişti sıra.
Müteahhit firmanin sahibi "Bilerek medikal ihalenin gerçekleşmesini bekliyoruz. Nitekim ameliyathaneler başta olmak üzere öyle cihazlar var ki, onları içeri alabilmek için kapıların veya duvarların yeniden yıkılması gerekiyor. İşte yeniden yıkmamak için beklemekteyiz" diyordu.
3 Kasım seçimlerinin ardından Yenikent Devlet Hastanesi'ndeki son rötuşlar bitti, bütçede olan medikal ihalesi yapıldı ve hastanenin açılışı AK Parti'ye nasip oldu.
Şimdi Korucuk'taki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin başlangıcından bitimine kadar AK Parti döneminde yapıldığı ile ilgili yaygın bir kanı var ya!
Bu da doğru değil.
Yenikent Devlet Hastanesi'nin yapımı sırasında, bölgenin sağlık kampüsü olması yönünde bir çalışma vardı.
SSK'ya ait Yenikent Hastanesi 50 dönüm arazi üzerine kurulacak, yanına 80 dönüm arazi üzerinde de bir Devlet Hastanesi inşa edilecekti.
250+250 olmak üzere 500 atak kapasiteli bu iki hastane, ileride kurulması planlanan Tıp Fakültesi Hastanesi'nin temellerini oluşturacaktı.
57'inci Hükümet'in sağlik ile ilgili hedefi bu yöndeydi.
SSK Hastanesi kabul edildi, Devlet Hastanesi'nin bunun yanına yapılması fikri uygun görülmedi ve Korucuk'taki alan ayrıldı.
Devlet Bakanı Faruk Bal'a bağlı Başbakanlık Proje Uygulama Birimi'nin yönetimindeki TOKİ'ye, bu hastanenin yapılması işi devredildi.
Nitekim TOKİ, sadece bunu değil, Camili Mahallesi'ndeki sağlık ocağını da yapacaktı.
Projeleri çizildi, kaynaklar ayarlandı.
3 Kasım seçimi oldu.
Göreve gelen AK Parti, hazırlıkları biten bu projeyi de bitirme imkanını buldu.
Yazının tamamı için tıklayınız
GÜRKAN KILIÇ (30/01/2010)
KORUCUK'TA ARSA SATIŞLARI PATLADI !
Bir yerden bir yol geçeceği duyulmaya görsün, hemen o bölgedeki arsa satışları tavan yapar.
Yol medeniyettir derler ya ondan hikmet yol kenarından bir arsa her zaman caziptir. Hele geçecek yolu herkesten önce sen biliyorsan o zaman al üç kuruşa arsayı, direk katla paranı!
Yeni Yerleşim Bölgesi Karaman, Camili ve Korucuk mahalleleri Kuzey Marmara Otoyolu'nun o bölgeden geçmesiyle hızla gelişecek.
Bugün oraya yatırım yapmayanlar, ilerde birbirleriyle yatırım yapmak için yarışacaklar. Ancak konumuz o değil! Biz bölgeden ucuza arsa kapatma meselesine değinelim…
Bu aralar özellikle Korucuk bölgesinde bir arsa satışı patlaması var. Tabi her ne kadar gazeteler ve televizyonlar bangır bangır bağırsa da hala birçok vatandaşın otoyolun oradan geçeceğinden pek haberi yok. Kendi arazisi üzerinden yol geçiyor mu geçmiyor mu benim sıradan vatandaşım nerden bilsin.
Bizim uyanıklarsa henüz millet tam manasıyla uyanmadan parselliyorlar bölgeyi! Bir koyup beş alma meselesi bu, öyle herkesin her şeyden haberi olsa bu değerli yatırımcılar nasıl parasını katlayacak.
Sonra bu arsayı rantlama, parayı katlama meselesi herkesin harcı değil. Bu projeyi evvel zamandan görüp, projenin yapılacağı kesinleşince devreye girme kabiliyeti makam mevki sahibi dostu olanlara has bir durum.
Benim gariban köylüm ne bilsin arsasının göbeğinden otoban geçeceğini! Bir ensesi kalın gelip ‘Ben buraya konut yapmak istiyorum' diyip toparlıyor arsaları köylüden.
Fena da değil verilen para, satan köylü memnun, alan ise havalara uçuyor! Dedik ya ne bilecek benim gariban köylüm yol nerden geçiyor.
Hasili kelam benim telefonlar bu ara bu mesele yüzünden pek çalar oldu. Korucuk bölgesinde yaşanan yoğun arazi satışlarını duyan nedenini soruyor.
Nedeni bu işte ‘Otoyol' başka bir nedeni yok. Yatırımcılar bölgede arazi almak için çabalıyor. Sadece Korucuk değil tabiî ki, Akyazı'ya kadar uzanan yol güzergahı ve çevresinde de bu hareketlilik var.
Çevresi diyorum çünkü yola yakın alanlarda muhtemel sanayi tesislerinin kurulması planlanan arazilerde iştah kabartıyor.
Yazının tamamı için tıklayınız
UĞUR KAYA (17/01/2010)
YENİKENT'TE YAŞAMAK
Bir buçuk yıldan fazla oldu…
Camili 1'de oturuyorum…
Burada yaşamak farklı, şehir merkezine göre...
Sabah merkeze gelirken fark ettim, kendimi burada ne kadar özgür hissettiğimi…
Komşularımın kim olduğunu bile bilmiyorum…
Zaman zaman merdivenlerde karşılaştığımızda selamlaşıyoruz, hepsi o kadar…
Bu kadarı da hoş bulunmayabilir, ama benim bir yanım biraz yabanidir…
İstemediğim zamanlarda, istemediğim kişilerin hayatıma sızmasından hoşlanmıyorum…
Seçerek yaşıyorum ilişkilerimi…
Bu yüzden, benim gibi biri için Camili'de yaşamak çok keyifli bir duygu...
Adapazarı'nda yaşamak da çok güzeldi…
Eski mahallelerimi özlerim bu yüzden…
Şeker Mahalle…
Ozanlar…
Dilmen…
Hacıoğlu…
Mahalle kültüründe yetiştim…
Gençliğimdeyken, mahallelerde mahalle delikanlıları vardı, onların içindeydim…
Dövdük, dayak yedik, gezdik, eğlendik, kız ayarttık…
Kahve hayatım bile oldu…
Okey, ellibir, king, batak, ne varsa…
Düğünler…
Dostluklar, arkadaşlıklar, çok güzeldi her şey…
Mahalle kültürü pek çok açıdan insana haz verir…
En önemlisi, size "kendinizi güvende" hissettirir…
Zorda kaldığınızda komşular yetişir, yardım eder…
Cenazede, cemiyette hep bir aradasınızdır…
Bayramda, Ramazan'da, misafirlikler, ev oturmaları…
Yalnızlığınızı paylaşır komşularınız…
Bu yüzden "Ev alma komşu al" der, mahalle kültürüyle büyümüş olanlar ve bir mahallede yaşayanlar…
Sıcak, samimi diyaloglar vardır…
İnsani duygular, içtenlik, ilişkiler ön plandadır…
Geçmişte doya doya yaşadım bunları…
Ve ne yazık ki hepsi deprem öncesinde kaldı benim için…
Mahalle kültürünün bir de "olumsuz" tarafları vardır:
Tüm gözlerin üstünüze odaklandığını hissedersiniz…
İzlendiğiniz duygusuna kapılırsınız sık sık…
Mahallenin genel alışkanlıklarına, yargılarına aykırı bir şey yaptığınızda eleştirilir, suçlanırsınız…
Hatta dışlanır, yalnız bırakılırsınız…
"Mahalle baskısı" denilen şey, tam da budur.
Mahalle kültürünün kaçınılmaz sonucudur bu baskı…
Yakınlaşan ilişkiler, getirdiği olumlu duyguların yanında böylesi sıkıntılı durumları da ortaya çıkartır…
Sizi; güvenlik duygunuzla özgürlüğünüz arasına sıkıştırır…
İçinizden geldigi gibi yaşamakla, çevrenizin istediği gibi yaşamak arasında bir tercihe zorlar sizi…
Mahalle kültüründe, genelde, mahallenin ortak kültürünün "dediği" olur…
Bu yüzden insanlar bastırırlar kendilerini…
Ancak Yenikent'le, Sakarya'da farklı bir kültür, farklı bir yaşam tarzı kendini gösteriyor.
Şehrin bir yanı eskiyi yaşamaya çalışırken bozulmuş haliyle, Yenikent'te yeni bir kültür oluşuyor…
Eski mahalleleri özlüyorum…
Çok keyifli günlerdi…
Dönmek ister miyim, eski günlere?
Yine "mahalle kültüründe" yaşamak ister miyim?
Hayır!
Yazının tamamı için tıklayınız
MUSTAFA TOPKARA (16/01/2010)
SAKARYA'DA İKİNCİ BİR ÜNİVERSİTEYE İHTİYAÇ VAR MI ?
Basında Tıp Fakültesinin yeri ile ilgili olarak polemik sürüyor.Fakülte Korucuk'tamı yoksa Serdivan Seyirtepe'de mi olsun diye.Olaya geniş açıdan baktığımızda ise tablo şöyle:
Burada asıl olarak tartışılması gereken ögrenci sayısı 50.000'lere ulaşmış olan Sakarya Üniversitesi'nin geleceğidir.Yeni açılan Tıp fakültesi ile bu yıl öğrenci kabul edecek olan Hukuk ve Siyasal Bilgiler fakülteleri ile Sakarya Üniversitesi iyice büyüyecek ve yönetilmesi iyice zor olan hantal bir yapıya sahip olacaktır.Yani esas mesele ikinci bir üniversitenin kurulmasıdır.Benim önerim İlk üniversitenin Sakarya Teknik Üniversitesi,yeni kurulacak olanın içinde tıp fakültesini de barındıran Sakarya Sosyal Bilimler Üniversitesi.Eğer böyle bir yapı oluşursa bazı öğretim üyelerinin ilimizde İleri teknoloji Üniversitesi kurma çabaları teklif ettiğim Teknik Üniversite bünyesinde çözülebilir.
Eğer iki üniversite olur ise çözüm için aşağıdaki formül uygun olur.( tabiî ki başka alternatif çözümler de bulunabilir.)
Sakarya Teknik Üniversitesi bünyesindeki tüm mühendislikleri ve teknik eğitim verdiği yüksek okulları tutarken ilave olarak Mimarlık ve Ziraat Fakültelerini de açar.Üniversitenin merkezi şu anki bulunduğu yerde kalır.
Sosyal bilimler Üniversitesi ise Tıp fakültesi ve sosyal eğitim verilen tüm fakülteleri bünyesinde toplar.Korucukta Orman bakanlığı'na bağlı 500 dönümlük arazi tahsis edilir.Üniversitenin merkezi Korucuk'ta olur.
Yetkililer çözümü Büyükşehir Belediyesine ait olan Korucuk'taki 50 dönüm araziyi alarak ,yada Serdivan'daki araziyi alarak çözerlerse bu geçici bir çözüm olur.Bu şekilde geçici çözüm bulunsa dahi ikinci Üniversite tartışması bitmeyecek artarak devam edecektir.Şu anda Ortadoğu Teknik Üniversitesi yada İstanbul Teknik Üniversitesi'nin öğrenci kapasiteleri bizim üniversitenin üçte birinden daha azdır.Yani asil olan öğrenci sayısı değil nitelikli öğrenci yetiştirmektir.Bunun da yolu aklına gelen her bölümü açmak yada siyasetin baskısıyla her ilçeye bir yüksek okul açmak değildir.Yani asil olan enine ( çok bölümlü değil ) büyümek değil boyuna ( bölümde kaliteyi arttırmak ) büyümedir.Türkiye çapında yapılan araştırmada enine büyüyen Sakarya Üniversitesinin 57 üniversite arasında 44üncü olması, başarılı sandığımız üniversitemizin durumunu ortaya çıkarmıştır.
Yazının tamamı için tıklayınız
ŞADİ TANIŞ (12/01/2010)
DORUKKENT MERCEK ALTINA ALINMALI !
Büyükşehir Belediyesi'nin iddialı projesi Dorukkent Konutları yükseliyor…
Korucuk'ta yapımı devam eden Dorukkent Konutları'yla ilgili başından beri birçok şey konuşuluyor…
Bunlardan bir bölümü dedikodu tarzında…
Ancak bugün birinci sayfadan haberleştirdiğimiz konu kafamı karıştırdı…
Konutların kontrolü Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Daire Başkanlığı tarafından yapılıyor…
Gelir paylaşımı esasına göre ihale edilen konutların hak edişleri de bu Daire tarafından hazırlanıyor ve Başkanı tarafından onaylanıyor…
Söz konusu Daire'nin Başkanı Ayhan Sönmez…
Oğlu Talha Sönmez ise projenin şantiyesinde yüksek mühendis olarak çalışıyor…
Yani baba Sönmez, oğul Sönmez'in işini denetliyor…
Dün Ayhan Sönmez "Bu işte bir etik sorun yok" dedi…
Sönmez her ne kadar etik sorun yok dese de, bence sadece bu konu bile Dorukkent'in mercek altına alınmasını gerektirir bir şeydir…
Bir kişi oğlunun çalıştığı firmayı ne kadar sağlıklı denetleyebilir?
Kafamı karıştıran sadece bu değil!
Dün internette konuyla ilgili araştırma yaparken Dorukkent müteahhidinin "Belediye bizden arsa payı almadı" şeklinde bir ifadesine rastladım…
Oysa gelir paylaşımı ihalelerinde, arsanın rayiç bedeli alt limit tutularak paylaşılacak gelir oranı belirlenir…
Konutların satışından elde edilen gelirden belediyeye kalan pay arsa payıdır…
"Belediye bizden arsa payı almadı" deniyorsa burada bir sorun var demektir…
Bu konularda hassas olduğu konuşulan Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu bence ihale aşamasından bugüne Dorukkent dosyasını iyice bir incelemelidir…
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (05/01/2010)
İSTEMEZÜK !
Bir süredir üçüncü boğaz köprüsünün uzantısı yönünde yapılacak olan otoyolun Sakarya'dan nereden geçmesi gerektiği konusunda tartışıyoruz.
"Şehri bölecek" şeklinde ortaya atılan gerekçe ise inandırıcılıktan uzak geliyor bana..
Bir otoyol şehri nasıl böler?
TEM otoyolunun geçtiği Arifiye, Sapanca, Hendek, Akyazı da mı bölünmüş yani!
Sapanca'nın tam göbeğinden geçmiyor mu TEM otoyolu?
Anlaşılır gibi değil.
Yol medeniyettir.
Geçtiği her yere bereket getirir.
Yolun geçtiği yerlerin kenarları mülk değeri olarak da değerlenir.
Yeni yatırımlar bile yol güzergahlarına göre yapılır.
Sakarya ulaşım konusunda bir kavşak pozisyonunda olmasaydı, soruyorum sizlere kaç kişi gelirdi de şehrimize yatırım yapardı?
Kimse gelmezdi.
Otoyolun kuzeye kaydırılması ısrarı bana göre gerçekçi değil.
Bir işe gerçekten set vurmak istiyorsaniz binlerce mazeret bulunabilir ya!
İşte kuzeyden geçmesini savunanların da onlarca mazereti var.
Tabiî ki yapılacak her yatırımın bir kötü tarafı da olacak.
Getirilerinin yanında götürüleri de olacak.
Ama menfaat/zarar hesabını iyi yapmalıyız.
Şimdi efendim bir hayal edin.
TEM otoyolu Sapanca'yı, Arifiye'yi, Akyazı ve Hendek'i bölmeden geçiyor.
Buralarda da çok verimli tarım arazileri var değil mi!
Gelin bir güzergah çizelim.
İstanbul'dan geliyorsunuz, İzmit'e, Sapanca'ya yaklaşırken verimli topraklardan geçmemek için Akova'nın en güneyine kayıyor, Karaçam Köyü'nden Saman Dağlarının verimsiz topraklarının olduğu yükseklikten doğuya doğru gidiyorsunuz.
Taraklı, Göynük güzergahından Ankara'ya direk de bağlayabilirsiniz bu yolu.
Ya da Akyazı'dan Ankara istikametine doğru bir güzergah da olabilir.
TEM otoyolunun bu şekilde yapılmış olmasını ister miydiniz?
Ya da başka bir hayal kuralım.
D-100 Karayolu Dörtyol Sanayi Çarşısı'nı ikiye bölüyor ya!
Bu yolu kaydıralım başka bir yere..
Dörtyolun bir özelliği kalır mıydı?
D-100 Karayolunu kaydırmak yerine, oraya bir tünel geçişli kavşak yapılsa nasil olur??
Aynı şekilde, Adapazarı Tren Garı ve demiryolu hattından, şehri ikiye böldüğü gerekçesiyle şikayet ediyoruz.
Peki demiryolu hattını yer altina alsanız veya yer altı geçitleri yapsanız, şehir bölünmüş olacak mı??
Olmaz..
İstanbul, İzmit'te şehri ikiye bölmeyecek olan yeni otoyol, nasıl oluyor da Sakarya'ya gelince şehri ikiye bölüyor?
Bir diğer açıdan baktığınızda, yeni otoyol tam tersine Yenikent için bir dönüm noktası olacaktır.
Yenikent, içinden geçecek otoyol sayesinde, "çıkmaz sokak" olmaktan da kurtulacaktır.
Doğru olduğuna inanmamak istiyorum ama lütfen birileri çıkıp da son 5 senede, yeni güzergahın kuzeyindeki arsa satış hareketlerini incelesin..
Hani ‘Kuzeye kaydırılsın' fikrinden en fazla istifade edecek olanlar da bir ortaya çıksın.
Otoyolun kuzeye kaydırılmasından kimler kazançlı çıkacak, rantın üzerine oturacak bunlar açıklansın..
Söz veriyorum, bu konuda bundan sonra tek bir kelime bile yazmayacağım.
Ama bir yetkili, bir siyasi parti, bir sivil toplum örgütü veya yapabilecek bir sahıs bunu araştırsın..
Aksi halde şehri ikiye böleceği gerekçesiyle yola ve medeniyete karşı çıkan zihniyet "İstemezük" zihniyeti olmaktan ileri gitmeyecektir.
Yazının tamamı için tıklayınız
GÜRKAN KILIÇ (04/12/2009)
KARASU DEMİRYOLU YENİKENT'TEN GEÇSİN
TCDD'nin yeni bir projesi var.
Arifiye-Karasu-Ereğli arasında demiryolu hattı döşenecek…
Yolun geçeceği güzergah asağı yukarı belirlendi…
Proje önümüzdeki yıl ihale edilecek…
Yol Dörtyol, Hanlı, Bekirpaşa güzergahından Sakarya nehrinin doğu kıyısından kuzeye yönelecek…
Rüstemler'deki eski Sakarya Köprüsü'nün kuzeyinden de nehrin batısına geçecek…
Bu güzergah demiryolunu şehre sokmamak adına planlandı…
Ancak yine de bir çok noktada üst veya alt geçitler yapılmak zorunda…
O halde bu yolu bu kadar dolaştırmanın mantığı ne?
Dün bu konuyu, bu konularda ehil bir arkadaşımla konuşurken Karasu Demiryolu'nun Yenikent'ten geçirilmesi gerektiğini öne sürdü…
Arifiye'den Yenikent'e oradan da Ferizli üzerinden Karasu'ya bağlanacak Demiryolu'nun hem Yenikent'in, hem Ferizli'nin gelişimine büyük katkı vereceğini söyledi…
Yenikent, Sapanca arasında çalıştırılacak raybüslerle halkın ucuz ulaşıma kavuşacağını anlattı ve Büyükşehir Belediyesi yönetiminin Gar'ı şehir dışına taşımak yerine böyle bir alternatifi gündemine alması gerektiğini söyledi…
Arkadaşımın anlattıkları bana da mantıklı geldi…
Adapazarı'nın geleceği açısından Karasu demiryolu güzergahının Yenikent'e kaydırılması faydalı olabilir…
Düşünsenize Camili'de resmi daireler kampüsü önünde bir gar, oradan Çark Deresi kıyısından Karasu'ya doğru bir demiryolu…
Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu bu öneriyi bir düşünmeli…
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (24/11/2009)
DURMAN'I DİNLERSEK ZARAR ETMEYİZ
Son günlerde şehir gündemini işgal eden konulardan biri de Tıp Fakültesi'nin yeri oldu.
Kimileri Serdivan-Kırantepe'ye taşınmasını, kimileri ise Korucuk'ta yapılanmaya devam etmesini istiyor.
"Kırantepe olmaz" diyenler coğrafi konumu ulaşımı gerekçe gösteriyorlar. Hatta özel hastanelerin değirmenine su taşınmak istendiğini dillendirenlerde var.
"Korucuk'ta kalsın, orada genişlesin" diyenler ise hazine arazilerinin fazlalığına, yatırımın ucuzluğuna dikkat çekiyorlar…
Bu konuda sanıyorum son sözü SAÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman söyledi.
Prof. Dr. Mehmet Durman, Tıp Fakültesi'nin Korucuk'ta bulunan hastane binasının yanına kurulacağını belirterek, öteden beri devam eden tartışmalara son noktayı koydu, kararlılığını da Korucuk'a yapılması planlanan Morfoloji binasının ihale sürecine dikkat çekerek gösterdi.
Durman'ın bu açıklaması gösteriyor ki, Tıp Fakültesi'nin adresi Korucuk olacak.
Haklı gerekçeleri de var.
Durman, "Korucuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ni kullanmadan başka yerde fakülte kurmaya çalışırsak en az 10 yılı göze almalıyız. Bu rotadan sapmak Sakarya'ya zaman kaybettirir" diyor…
Aklın yolu bir.
Yeni yer arayışına ne gerek var onu da anlamış değilim. Korucuk'taki Araştırma Hastanesi, Orman arazisi üzerinde yapımı devam eden 400 yataklı hastane tamamlandığında SAÜ'ye devredilecek ve Tıp Fakültesi olarak kullanılacak. Bu konuda Bakanlıkla gerekli olan protokollerin imzalandığını biliyoruz.
Hal böyleyken Tıp Fatültesi için yeni yer arayışlarına girmek, ille de "Kırantepe olsun" diye ısrarlı dayatmaların arkasında neler olduğunu anlamış değilim. "Kırantepe olmaz" diyenlerin dillendirdiği, art niyetli yaklaşımları aklımın ucuna bile getirmek istemiyorum.
Buradaki amaç bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek olmalıdır.
Dereyi bulandırmanın anlamı yok.
Tıp Fakültesi'nin yeri konusunda Rektör Durman'ın önerilerine kulak verirsek zarar etmeyiz diyorum. Çünkü Durman'ın göreve geldiği günden bu yana Sakarya Üniversitesi'ni taşıdığı noktayı hep birlikte görüyoruz…
Kısır çekişmelerle, polemiklerle Tıp Fakültesi gibi son derece önemli bir hizmetin önüne taş koyup, sekteye uğratmayalım.
Bırakalım, yer konusuna işin başındaki uzmanlar karar versinler…
Yazının tamamı için tıklayınız
TURAN ÇATALBAŞ (20/11/2009)
DEKAN DİLEK:KIRANTEPE TERCİHİM DEĞİL !
Tıp Fakültesi'nin Kırantape'de kurulması için yürütülen lobi faaliyetini ilgiyle izliyorum…
Nedenini tam olarak anlayamasam da bu çabanın ardında iyi bir niyet olduğunu sanmıyorum…
AKP iktidarında sağlık alanında yapılan devrimlere rağmen Sakarya'da sağlığın sürünmesini sağlayan zihniyetin şimdi de Tıp Fakültesi'ni Kırantepe'ye taşıyarak özel hastanelerin değirmenine su taşıdığını düşünüyorum…
Biz Araştırma Hastanesi, Tıp Fakültesi diye kendimizi yırtarken ortalıkta görünmeyenler, hatta karşı duranlar, hem Araştırma'yı hem Fakülte'yi engellemek için ellerinden geleni yapanlar, şimdi Araştırma'nın ve Fakülte yönetimlerinin çevresini sarıp Sakarya'nın gerçeklerini görmelerini engelliyorlar…
Kırantepe'yi savunanlar Kocaeli Üniversitesi'nin Umuttepe Kampüsü'nü örnek gösteriyorlar…
Bu arkadaşlar kış aylarında Umuttepe yolunun nasıl kapandığını ya bilmiyorlar, ya da Kırantepe'ye ulaşımın benzer şekilde zor olmasını özellikle istiyorlar…
Kırantepe ile ilgili olumsuz düşüncelerimi ikidir yazıyorum…
Dün Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Dilek'in ağzından "Favorim Kırantepe" açıklamasını okuyunca kendisini arama ihtiyacı hissettim…
Osman Dilek Hoca Sakarya'ya ilk atandığı günlerde kendisiyle bir görüşmüş, bir daha da görüşememiştim…
Prof. Dr. Dilek Kırantepe'yi savunur konumunda görünmekten rahatsız…
Korucuk'ta mevcut hastane yerinin yetersizliğinden yola çıkarak yeni yer arayışlarına baslamış…
Büyükşehir Belediyesi'nin 54 dönümlük yerinin de yetmeyeceğini düşünüyor…
Orman'a ait yerlerin Hastane için tahsisi için girişimlerde bulunmuş, olumsuz cevaplar almış…
Ancak yine de umudunu yitirmemiş…
Mevcut hastanenin büyük bir avantaj olduğunun farkında…
2010 bütçesine hastane yeri için istimlak bedelini koydurmaya çalışıyor…
Ayrıca bütçeden morfoloji binası için de kaynak aktarılması talebinde bulunmuş…
Dilek Hoca, Kırantepe'nin Korucuk'la ilgili tüm girişimlerin sonuçsuz kalması halinde dördüncü alternatif olarak sunduğunu söylüyor…
O da tüm sunumlarında kendisinin dördüncü tercihi olarak gösterdiği Kırantepe'nin nasıl bu şekilde öne çıkarıldığını anlamamış…
Kırantepe'deki Hazine'ye ait geniş arazinin avantajının yanında Korucuk'un çok daha fazla avantajları olduğunu belirten Prof. Dr. Osman Dilek " Keşke Korucuk'ta yeteri kadar yerimiz olsa ve orasını Tıp Fakültesi kampüsü olarak düzenlesek" diyor…
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (06/11/2009)
TIP FAKÜLTESİ'NİN KIRANTEPE'DE NE İŞİ VAR ?
Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Dilek, Fakülte hastanesi için Kırantepe'den yer istediklerini belirtmiş…
O bölgenin iklimi hastane için çok elverişliymiş…
Sanırım Prof. Dr. Dilek Kırantepe'ye hiç çıkmadan böyle bir söz sarfetmiş…
Buraya çıkmış olsaydı, kış aylarında Kırantepe'ye çıkmanın imkansız derecede zor olacağını anlardı…
Dilek Hoca Kırantepe'nin şehir merkezine 3-4 kilometre olduğunu söylerken sanırım şehir merkezi diye kendi evinin bulunduğu alanı hesaplamış…
Yoksa benim bildiğim Kırantepe'nin şehir merkezine uzaklığı 10 kilometreden aşağı değil…
Anladığım kadarıyla birileri Prof. Dr. Osman Dilek'in kafasını karıştırıyor…
Sağlık Bakanlığı kendisine 250 yataklı son derece modern bir hastane veriyor…
O elinin tersiyle itip, dağ başında bir yerde yeni hastane yapmaya kalkıyor…
Korucuk Hastanesi'ni bugün yapmaya kalksanız 50 milyon TL'ye bugün bulunduğu noktaya getiremezsiniz…
Evet Korucuk'ta bir yer sorunu var…
Şu an hastanenin bulunduğu arsa büyümeğe elverişli değil…
Ancak hemen yanında Büyükşehir Belediyesi'nin satışa çıkardığı 50 dönümlük bir yeri var…
Gidin çok paranız varsa, Belediye'nin bu yerini alın…
Paranız yoksa, gidin Belediye Başkanının kapısına "Burayı satmayın, burası bu şehre lazım" deyin…
Veya gidin Ankara'dan 3-4 milyon para çıkartıp arsayı alın…
Ama Kırantepe'yi aklınızdan çıkartın…
Çünkü orda hastane olmaz…
Orda olsa olsa uçurtma uçurulur, yamaç paraşütüyle atlanır…
Sayin Dekan şunu da aklınızdan çıkarmayın:
Bu kentin gelişme alanı Yenikent ' tir…
Kırantepe değil…
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (30/10/2009)
AK ÇİMENTO !...
Son günlerde şu "çimento fabrikası" konusu yine dillenmeye başladı. Zira gelen bilgiler "çimento baronlarının" boş durmadığını gösteriyor. Gerekli izinlerin alınabilmesi için Ankara'da hummalı bir faaliyet yürütüldüğü belirtiliyor…
Üstelik bu defa "çimento baronları" işi öyle sıkı tutuyor ki, AK Parti Sakarya İl Başkanı'nın atanması konusuna bile müdahil oldukları ifade ediliyor. Bu konuda AK Parti Genel Merkezi'nde sıkı bir "kulis" faaliyeti yürüttükleri gelen bilgiler arasında…
Yani "çimento baronları" önlerine herhangi bir engel çıkmaması adına kendilerine yakın bir ismin AK Parti Sakarya İl Başkanlığı'na atanması için var gücüyle çalışıyor…
Tabi bu ne kadar doğru bilinmez ama AK Parti Sakarya İl Başkanlığı sürecinde yaşanan olaylara bakacak olursak bu bilgileri göz ardı etmek mümkün değil…
Hatırlayanlar bilir. Daha önce Davut Terzioğlu'nun AK Parti Sakarya İl Başkanlığı'ndan alınmasını başlatan sürecin "çimento fabrikası" ile ilgili olduğunu yazmıştım…
Bu yazımda yaşanan süreçle ilgili yaptığım yorumun ne kadar isabetli olduğunu ise ertesi gün anladım. Özellikle AK Parti içinden gelen telefonlar beni doğrular nitelikteydi…
Peki, neydi o süreç? Şöyle kısaca bir hatırlayacak olarsak, Davut Terzioğlu Sakarya İl Başkanlığı'na seçildiği günün ertesinde "çimento fabrikasına" kesinlikle karşı olduğu yönünde bir açıklama yapmıştı…
Sonra bir adım daha ileri gidip, "Ben bu görevde olduğum sürece ‘çimento fabrikasının' kurulmasına kesinlikle izin vermem" deyip kendisine seçim kazandıran "çimento baronlarını" ürkütmüştü…
Hiç beklemedikleri böyle bir açıklama karşısında "çimento baronları" bu defa seçim kazandırdıkları Davut Terzioğlu'nun AK Parti Sakarya İl Başkanlığı görevinden alınması için sistemli bir kampanya başlattı…
Davut Terzioğlu neredeyse her gün AK Parti Genel Merkezi tarafından görevinden alındı ve ertesi gün de iade edildi. Bu kampanya Davut Terzioğlu'nun resmen görevden alındığı tarihe kadar sürdü…
Niyetim tam da AK Parti İl Başkanlığı'na yeni bir ismin arandığı bu günlerde kimseyi zan altında bırakmak değil. Ama son günlerde "çimento fabrikasının" yeniden dillendirilmeye başlaması beni endişelendiriyor…
Bu konuda sadece ben değil neredeyse Sakarya'nın tamamı endişelidir. İnsallah bu endişelerimiz yersiz çıkar da kazanan "çimento baronları" degil bu şehir olur…
Bunu ileriki günlerde hep birlikte göreceğiz. Bakalım bu şehir mi kazanacak, yoksa nur topu gibi bir "AK Çimento" fabrikamız mı olacak? Bu sorunun cevabı önümüzdeki günlerde belli olur…
Yazının tamamı için tıklayınız
MUSTAFA GÜMÜŞEL (05/10/2009)
YOL GÜZERGAHI KESİN
Şehrimizden geçecek yeni otoyolun güzergahı ile ilgili suni tartışmalar yaşanıyor.
Ama karar alınmış.
Özelikle dün aldığım kesin bilgilere göre, güzergah kesinleşti ve geri dönüş de yok.
Peki neden ısrarla güzergahın daha da kuzeye kaydırılması isteniyor?
Dün Sakarya kamuoyunun da yakından tanıdığı bir isim telefon ile arıyor.
Hani dün "otoyol güzergahı degişmeyecek" diye haber yapmıştık ya!
Bana katılıyor ve ekliyor: "Zaten değişmemeli de"
"Peki neden" diye soruyorum.
Kendisi de otoyolun şehri ikiye böleceği görüşüne katılmadığını ifade ediyor.
Ardından da ekliyor:
"Neden otoyolun kuzeyden geçmesi isteniyor biliyor musunuz? Bölgede ciddi büyüklüklerde arsa toplayanlar var. Yatırımlarının karşılığını almak istiyorlar da ondan"
İsmini vermeyeceğim şahsı Sakarya'da herkes tanıyor.
Benimle paylaştığı diğer konuları ve bu şahsın ismini açıklamayacağım.
Çünkü çoğu "Bilgim olması için verilen" bilgilerdi.
Benim tahminlerim de bu yönde olduğu ve bilim adamlarının da kuzeyden geçmesinin ayrıcalıklı bir gereksinimi olmadığı yönündeki görüşlerinin ardından, ben de ısrarla güzergahın şimdiki yerinden geçmesinin uygun olacaği görüşünü savundum.
Hem de herkesin "Otoyol güzergahı kuzeye kaydırılmalı" demesine rağmen..
Neyse ki dün aldığım bir bilgi, endişelerimi kökünden sona erdirdi.
Çünkü karar verilmiş.
Başbakan'ın da konudan haberi var.
Geri dönüş kesinlikle yok.
Hatta Belediye Meclisi'nden aksi karar çıksa bile, geri dönüşü asla yok.
Tabiî ki bu birilerinin morallerini bozacak.
Bozsun..
Sakarya kazansın sonuçta..
Yeni otoyolun Yenikent'in güneyinden geçmesi demek, Yenikent'in geleceği açısından da bir dönüm noktası olacak.
Bana göre artık güzergahın kuzeye kaydırılması ile ilgili Büyükşehir Belediyesi'nde yapılan toplantılara da bir son verilmeli.
Çünkü zaten bir işe yaramayacak.
"Kuzeye kaydırmak için çalıştık ama olmadı" gibi bir görüntü vermek istiyorlarsa da buna gerek yok.
Çünkü kuzeye kaydırılmasını isteyen bir avuç insandan başkası değil.
Yazının tamamı için tıklayınız
GÜRKAN KILIÇ (10/09/2009)
KARAMAN'DAKİ DOĞALGAZ SUÇLULARI !
17 Ağustos Depremi'ni yaşayan Sakaryalı'lar, Karaman ve Camili'de 2 yıl içinde kendilerine koskoca bir şehir yapan Devlete minnettardır.
Hiç kuşkusuz kimi yanlış ve eksikler olması da kaçınılmazdı. Yerel Medya o yıllarda, o tepelerde müthiş görev yaptı. Ne fiyaskolar ortaya çıkardık. Hatta, Başkan Aziz Duran'a, "Asfalt dökme! Doğalgaz geçsin, dökelim!" de dedik!
Amaaa!!! Aradan 5-6 yıl geçtikten sonra, "Karaman Konutları'nda bacalar doğalgaza uygun yapılmamış! Orada oturan ve doğalgaz kullanan, ya bacayı yeniden yaptıracak, ya da Hermatik Kombi taktıracak!
Aksi takdirde, AGDAŞ bu evlere doğalgaz vermeyecek!" denilince? Neyse, mübarek gün ağzımı bozmayayım!
Depremzedeye Devlet, projesi doğalgaza uygun, kombili ev yaptı, verdi. Çulsuz, parasız depremzededen kaç yıldır tıkır tıkır parası da alınıyor!
Suçlu kim? Projesi yanlış olan Devlet mi? İnşaatta yanlış, eksik malzeme kullanan müteahhit mi? Kontrol eden ve okey veren mi? Kim? Hatalı bacalı o evleri kim teslim aldı? Kombi yanlışsa, kim teslim alma, ödeme emri verdi?
Bacalar, kombiler yanlışsa, AGDAŞ o evlere nasıl doğalgaz bağladı? Doğalgaz bağlanmış her aboneye 6 ayda bir tesisat kontrolüne gidilmiyor mu?
Karaman Konutları'ndaki baca veya kombi skandalında bir tek suçsuz kesim var. O da, orada konut sahibi olan Depremzedelerdir!
Okullar açılıyor! Kış kapıda. Valilik Kampüsü ile orada ikamet eden kamu görevlisi sayısı da arttı. Hepimiz hala laf üretiyoruz. Hemen, şimdi çözüm şart!
Tek suçsuz olan Depremzedeye mali yük yıkmayacak, çabuk ve doğru çözüm! Bence ilk yapılması gereken de; "Gerçekten sorun var mı? En doğru, en çabuk, en ucuz çözüm ne?" bunu bilimsel-akılcı saptamak. Ama, hemen!
Yazının tamamı için tıklayınız
HASAN KURTİÇ (04/09/2009)
BACALARIN SORUMLULUĞU
Yenikent Bölgesinde binlerce vatandaşı ilgilendiren doğalgaz bacaları ile ilgili sorunda önemli bir aşamanın kat edildiğini düşünüyorum.
Bakanlığın Sakarya Valiligi'ne gönderdiği yazıda, en azından bu işin sahibinin kim olduğu ortaya çıkmış oldu.
Yani sorumlu kim?
Bizlerin de defalarca kez öngördüğü gibi sorumlu vatandaş değil.
Gerçi açılacak herhangi bir davada dahi, vatandaşın haklı çıkması yüzde bin olasılık.
Bütün hukukçular aynı yönde görüş bildiriyor.
Bakanlığın da bölgedeki vatandaşın yüreklerine su serpen kararı gerçekten sevindirici.
Ama iş tabiî ki bununla bitmiyor.
Asıl bundan sonra zorlu bir süreç başlıyor.
AGDAŞ, bu konutlara doğalgaz hizmet verilmesinin kesilmesi gerektiğini teknik olarak rahatlıkla açıklayabilir.
Bacaların genişliğinin mevcut yönetmeliklere uygun olmadığını çok rahat ispatlar..
İspatlar ispatlamasına da, kontrolör iki firma da çıkıp:
"Biz bu binaları yaparken bu yönetmelik yoktu" derler mi bunu bilemem.
Eğer yönetmeliği bağlar bir durum yoksa ortada, o zaman bütün kapılar vatandaşın haklılığına çıkacak demektir.
İşin bu noktaya kadar gelmesinde, bölgedeki insanlarin en küçük bir müdahalesi ve sorumluluğu bulunmuyor.
Tamamen mağdur durumdalar.
Bahsi geçen komisyonun çok kısa bir süre içerisinde toplanması gerekiyor.
Tartışmalar bir an önce bitirilmeli.
Yoksa 1 Ekim'de doğalgaz kesilecek.
Ben bu konuda sürenin uzatılması yönünde verilecek idari bir telkinin de işe yaramayacağını düşünüyorum.
AGDAŞ, o zaman işin hukuki sorumluluğunu devretme isteğinde bulunacaktır.
Yani diyelim ki Valilik, Belediye veyahut da muhtarlık "Süreyi uzatın" şeklinde talepte bulundu.
AGDAŞ, doğalgazdan kaynaklanabilecek herhangi bir olumsuz durumun sorumluluğunu kendilerinin üstlenmelerini isteyecektir.
Yani süre uzatımınıçok zor bir ihtimal olarak görüyorum.
Bacaların onarımlarının da uzunca bir zaman alacağı gerçeği ortada durduğuna göre, etkili ara bir çözüm bulunmalı.
Yoksa, bölgede yaşayan insanları büyük bir sıkıntı bekliyor olacak.
Isınma şimdilik önemli olmasa da, sıcak su ve mutfakta kullandıkları doğalgaza kadar, bir çok konuda, yeniden masraf yapmak zorunda kalacaklar..
Bakanlık'tan gönderilen yazı, işin sahibinin belirlenebilmesi açısından son derece olumlu olsa da, sorunun çözümü için kesin bir karar olma özelliğinden uzak görünüyor.
Yazının tamamı için tıklayınız
GÜRKAN KILIÇ (04/09/2009)
BACA,KOMBİ VE DEVLET !
Bilindiği gibi kent gündemine damgasını vuran gelişmelerden birisi, Yenikent'teki kalıcı konutların "baca ve kombilerinin" değiştirilecek olmasıdır.
Eğer, sorun bacada ise baca, değil ise kombi değiştirilecek.
Bu işlemin hak sahibine maliyeti ise 1 ila 3 bin TL arasında değişiyor.
Ve işlem 30 gün içinde, yani 1 Eylül 2009 tarihine kadar yapılacak.
Aksi takdirde İl Hıfzısıhha Kurulu'nun aldığı karar gereği konutlara verilen doğalgaz kesilecek.
"Yapılan iş yanlış mı" diye sorabilirsiniz.
Tabi ki yanlış değil.
Eğer baca veya kombi yetersizliği yüzünden kalıcı konutlarda yaşayan insanlarin sağlığı tehdit altında kalıyorsa tabi ki yapılan iş yanlış değil.
Yanlış başka yerde!..
Biliyoruz ki, Yenikent'teki konutları devlet yaptırdı. Devlet bu konutları yaptırırken ihale yoluyla bir müteahhit ve bir kontrolör firmayı da görevlendirdi…
Konutlar yapıldı, devletin ilgili birimleri kontrollerini yaparak konutları teslim aldi ve sonrasında hak sahiplerine satarak (!) teslim etti…
Bunun devlet adına açılımı şudur:
"Devlet olarak ben bu konutları test ettim, onayladım ve eksiksiz olarak teslim aldım; hak sahibi olan vatandaşlarıma 20 yıl vadeyle sattım"
Eee?
Devletin test edip onayladığı konutlarda bir arıza, bir eksiklik varsa bunun sorumluluğu kimindir?
Tabi ki devletin.
Üstelik bu konutların hak sahiplerine satışından doğan geri ödemeleri devam ediyorsa, devletin sorumluluğu da devam ediyor demektir.
Devlet vatandaşına kazık atmayacağına göre ortada bir yanlış var ise düzeltilmesi gerekiyor.
Uzun lafın kısası devlet hem malına, hem vatandaşına sahip çıkmalıdır.
Bugünün ekonomik krizi göz önünde bulundurulduğunda, daha ziyade dar ve sabit gelirli insanların hak sahibi olduğu konutlar için ekstradan 1 ila 3 bin TL masraf çıkartılması ve bu masrafın "doğalgazını keseriz haaa" dayatmasıyla vatandaşa fatura edilmesi ne kadar doğrudur?
Bana göre hiç ama hiç doğru değil.
Hak, hukuk, adalet kavramının kabul görüldüğü hiçbir ülkede de doğru olarak algılanmaz, kabul edilmez…
O halde yapılmasi gereken şey şudur:
Devlet, test edip onayladığı, ardından vatandaşına sattığı konutlardaki "baca" veya "kombi" eksikliğini gidermelidir. Ya da, hak sahipleri bu eksikliği gidermeli ve devlete ibraz edeceği fatura ile bu bedel devam eden geri ödemelerden düşülmelidir…
Bir başka mesele de devletin ilgili birimlerinin bu konudan haberdar olmasidir.
Yani yerel yöneticilerin veya siyasi önderlerin bu vahim durumu devletin üst düzey organlarına doğru, mantıklı ve makul bir şekilde izahat veya rapor edilmesidir…
Aksi takdirde, gelişmelerin devlet adına kayda değer bulunmaması veya savsaklanması devletin vatandaşına kazık atması hali oluşturur ki, bu durum sağduyulu vatandaşların vicdanlarını yaralar ve sızlatır…
O halde, günlerdir kent gündemini işgal eden "baca ve "kombi" dayatması daha ciddi bir şekilde ele alınmalı ve vatandaş lehine sonuçlandırılmalıdır…
Bakalim bu koca şehir bir vatandaşsever nefer çıkartabilecek mi?..
Yazının tamamı için tıklayınız
TURAN ÇATALBAŞ (02/09/2009)
BACA SORUNU TEK ELDEN ÇÖZÜLMELİ
Camili ve Karaman'daki deprem konutlarının ayıplı, kusurlu, hatalı ne isim verirsek verelim baca sorunu çözümsüz bir şekilde ortada duruyor.
Sonbahar yaklaşırken bu sorunun çözümüne iliskin kurumların yaptığı açıklama ve duyurulardan başka bir gelişme yok!
Bölgedeki vatandaş sorunun kendilerine fatura edilmesinden dolayı tepkili ve bu doğrultuda zaten önümüzdeki ay peş peşe davalar açılmaya başlanacak.
8 bine yakın doğalgaz abonesinin bulunduğu konutlarda vatandaş her ne olursa olsun sorunun çözümü için üzerine düşeni yapmaya hazır ancak bölgedeki vatandaşı bir araya getirmek konusunda sıkıntı var.
Aynı binada oturanlar bile bu konuda uzlaşma sıkıntısı yaşarken Camili ve Karaman'daki konutlarda oturan vatandaşların genel anlamda anlaşma yaparak bacalarını değiştirmesi doğru bir düşünce değil.
Bu işin tek bir elden yapılmasi gerekiyor. Bacaları değiitirecek firmanın bulunması ve konunun muhatabı bir kurum olması şart.
Bu sağlanmadığı takdirde baca yenileme olayi yılan hikayesine döner! O alacak bu verecek derken komşular birbirine düşer."
Yazının tamamı için tıklayınız
UĞUR KAYA (30/08/2009)
DİKKAT ! TEHLİKE DEVAM EDİYOR
Çimento fabrikası ile ilgili gelişmeleri yerel basından takip ediyorsunuzdur sanırım.
Geçtiğimiz günlerde bu konu yine ilginç bir şekilde gündeme geldi.
Hatırlarsınız…
Geçtiğimiz günlerde Başbakan Erdoğan AK Parti İl Kongresi nedeniyle ilimize gelmişti.
Kongreye katılan Başbakan Erdoğan ardından Büyükşehir Belediyesi'ne bir ziyarette bulunmuştu.
İşte "Bu ziyareti fırsat bilen aralarında Hakan Şükür ve Bülent Uygun'un bulunduğu bazı kişiler Başbakanla Büyükşehir Belediyesi'nde bir görüşme yapmışlar ve "Büyükşehir Belediyesi'nce kurulacak olan Enerji Santralleri ile Çimento Fabrikasına talip olduklarını dile getirmişler. Herkes gibi Başbakan da bu görüşme talebinin Sakaryaspor ile ilgili olduğunu düsünmüş olmalı ki önce oldukça şaşırmış, ardından da sapla samanın karıştırılmaması gerektiğini söylemiş".
Diyeceksiniz ki sende mi oradaydın?
Hayır, ama keşke o odanın içerisinde ben de olabilseydim.
Başbakan Erdoğan'a çimento fabrikası ile ilgili düşüncelerimi aktarabilseydim.
Peki, bu görüşmenin ayrıntıları basına nasıl sızmıştı ?
Aslına bakarsanız basına nasıl sızdığı hiç önemli değil.
Önemli olan çimento fabrikasının kurulmasına yönelik birilerinin devrede olduğu ve kurmak için var güçleriyle mücadele ettikleridir.
"Çimento fabrikasıçevre açısından Sakarya'da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır". Bunu sadece ben söylemiyorum. Sakarya'da yaşayan hemen herkesin ortak görüşü bu yöndedir. Hatta "Orman eski Bakanı Osman Pepe" bile çimento fabrikasına karşı çıkarak yerleşim yerine yakın olan yerde çimento fabrikasının kurulamayacağını söylemiş, fabrika alanı olarak çok yanlış bir yerin seçildiğine işaret etmişti.
Pepe, çimento fabrikasının yeni yerleşim bölgesi'ne yakın olmasından ötürü, kurulmasına onay vermeyeceğini söyleyerek o günlerde su açıklamalarda bulunmuştu: "Fabrika için başka yer belirlenmeli. Burada tarife falan gerek yok. Bu kadar yakın bir yerde çimento fabrikasının olmaması gerekiyor. Burası son derece yanlış bir yerdir. Adapazarı, saglam zemini bulmak için buraya geldi. Şehir sağlıklı olarak buradan ileri gidecek. Çimento fabrikaları emisyon açısından zaten sıkıntılı fabrikalar. Hele şehre bu kadar yakın bir yerde çimento fabrikasının olması doğru değil, ama ne yazık ki Adapazarı'ndaki hiçbir kurum maalesef ÇED raporlarıyla alakalı olarak bunun sakıncasını, ben de mühendisim şuraya gelip bakarak ya da şurada evler var ya, yerleşim yerlerine bu kadar yakın çimento fabrikası yapmak olmaz diyemiyor. İşte, Türkiye'nin sıkıntısı budur. Herşeyin bakana kadar gelmemesi lazım. Ayrıntılı bir ÇED raporu hazırlanmış. Şuradaki tabloya bak. Bu tabloyu ben kabul edemem arkadaş. Osman Pepe gider, bir başka bakan gelir, o izin verirse verir ama benim vicdanım burada bir çimento fabrikası kurulmasına zinhar ve katiyen müsaade edemez."
Orman Bakanı Pepe'nin bu açıklamalarıö dönemde geniş yankı uyandırmış ve takdirle karşılanmıştı.
Ama ne olduysa Orman Bakanı Pepe bir süre sonra görevinden ayrılmış yerine ise bir başka bakan atanmıştı.
Osman Pepe'nin gidişinin ardından birileri yine meydanı boş bulmuş olmalılar ki çimento fabrikasını kurmak için yine sahneye çıktılar.
Dilerim bu amaçlarına hiçbir zaman ulaşamazlar.
Tabi sadece dilemek yeterli değil, bu konuda herkese büyük görevler düşüyor.
Çimento fabrikası Sakarya için çevre açısından büyük bir tehdit oluşturmakta. Bu yüzden herkesin bu konuya karşı duyarlı olması gerekmektedir.
Birileri her ne kadar bu işi oldubittiye getirmek iste de, amaçlarına ulaşamamalıdırlar.
Bu arada Hakan Ş ükür ve Bülent Uygun gibi ilimizin iki değerli sporcusunun da Sakarya için çevre açısından ciddi bir tehdit oluşturan bu fabrikayı hayata geçirmek istemelerini de anlamış değilim.
Her ikisi de sporcu kimlikleriyle sağlıklı ve temiz bir havanın ne olduğunu sanırım bizden çok daha iyi biliyorlardir.
Tüm bu gelişmeler ve yaşananlar üzerine Sakarya'da yaşayan herkes, her ikisinden de bir açıklama beklemektedir.
Gerçekten de tüm bu söylentiler doğru mudur?
Kamuoyu bir açıklama bekliyor.
Yazının tamamı için tıklayınız
SALİH YALÇINTAŞ (31/07/2009)
AGDAŞ'IN MARKA ISRARI !
Dün gün boyu CHP Sakarya İl Örgütü tarafından yollanan bir “mesaj” internet ortamında dolaşıp durdu. Neredeyse “elektronik posta” adresi olan herkese gönderilen bu “mesajın” hedefinde ise “AGDAŞ” vardı…
Bu “mesaj”ı her hangi bir yorum yapmadan aynen sizlerle paylaşmak istiyorum. Zira anlatılmak istenen çok iyi dile getirilmiş. İşte, “AGDAŞ yönetimi halkı yolunacak kaz gibi görüyor” başlıklı o “mesaj…”
“Adapazarı'nın Yenikent bölge halkı AGDAŞ'ı ilk olarak kalıcı konutlardaki evlere verdikleri doğalgaz boru ve baca sistemi kullanılabilir raporuyla tanıdı…
Bu sağlıklı olduğu sanılan baca ve kombiler satıldı. AGDAŞ bayileri bir güzel para kazandı. Mesele on sene sonrasında doğalgaz sızıntısı sonucunda bir bebek ölümüyle patlak verdi…
Kombiler sağlıksızdi. AGDAŞ kendinde kusur arayacağına, bu işten nasıl çıkar sağlasam diye bir yol haritası çizdi. Yetkili organlar devreye sokuldu bacalarda yenilenme karara bağlandı…
Bu işi yine AGDAŞ bayileri yapacak, küplerini dolduracaktı. Buna en başta biz CHP Sakarya İl Örgütü olarak karşı çıktık. Halkımızın da duyarlılığı sayesinde bir toplumsal muhalefet oluşturduk…
Dedik ki ortada bir suçlu varsa bu o kombi ve bacalara kullanılabilir onayı verenlerde bu yanlış halkın cebinden çıkarılamaz. Yok, eğer hatanın sorumluları bacaları değiştiremiyorsa ‘Gaz alarm cihazları' var…
Bunlar kullanılsın en azından vatandaş milyarlar ödeyeceğine en fazla 100 TL‘ye bu sorunu çözsün. Şimdi bu çizgiye geldiler ve gaz alarm cihazları da yeterli olabilir dediler…
Ama bu sefer de AGDAŞ gaz alarm cihazlarında tek bir şirkete onay verip tüketici haklarını çiğneme ve kendi yandaşlarını zengin edip halkın üzerinden …. sağlama uyanıklığında bulundu…
AGDAŞ görevlileri Yenikent bölgesinde kapı kapu dolaşıp, ‘biz bu alarm cihazını onaylıyoruz, bunu taktırın' şeklinde bu yandaş şirketin tek alternatif olduğu yolunda halkı kandırma gayreti içerisine girdi…
Biz CHP olarak yine araştırdık. Bu cihazlardan başka piyasada bakanlık onaylı cihazlar var. Yani satışta tam yetkili! AGDAŞ'ın onayladığı tekelci karaborsacı şirkette iki cihaz birlikte 130 TL civarında…
Bu fiyatın yarısına ve daha kaliteli başka başka cihazlar var. Simdi biz soruyoruz; AGDAŞ neden hala bu piyasaya müdahale etme gayreti içerisinde…?
Neden bu piyasayı rekabete açmak yerine tek bir markaya onay veriyor?
Yoksa tıpkı bacalarin değişmesi dayatmasında olduğu gibi ittifak halinde bir …………. var? Yoksa AGDAŞ yönetimi bu tekel şirket yetkililerinden …………..?
Ve biz buradan bilinçli Yenikent halkına seslenmek istiyoruz.! AGDAŞ'ın onay vermediği fakat ‘bakanlık onaylı gaz alarm cihazları' kullanmanızda hiçbir sakınca yoktur…
Lütfen baca değiştirilmesi olayındaki gibi buna da karşı çıkın. Gaz alarm cihazlarını normal fiyatının çok üzerinde satan bu tekelci marka dayatmasını kabul etmeyin…”
Evet, “mesaj” böyle. Dikkat ederseniz “mesajin” bazı bölümleri “….” şeklinde geçildi. Zira o bölümlerde öfkenin dozu biraz kaçmıştı. Ama onun dışında noktasına virgülüne dokunmadan aynen sizlere aktardım…
Gerçekten de Yenikent'in şu kombi meselesi insanların canını sıkmaya devam ediyor. Bunun başlıca sebebi de AGDAŞ'ın “gaz alarm cihazı” markaları konusunda fazla “ısrarcı” olması…
Oysa vatandaşa “gaz alarm cihazı” konusunda gerekli teknik özellikler verilip “illaki bu marka olacak” diye tutturulmamalı. Zaten insanların canını sıkan da AGDAŞ'ın belirli bir marka üzerinde fazlaca “ısrarcı” olması…
Yazının tamamı için tıklayınız
MUSTAFA GÜMÜŞEL (30/07/2009)
O OTOBÜSÜN ŞOFÖRÜ...
Geçtiğimiz gün, yine Yenikent sayfası hazırlamak için her hafta gittiğim gibi Yenikent'in yollarını tuttum. Bu sefer Korucuk Mahallesi'nin yolunu tuttum. Birkaç vatandaşla konuştum. Güneşin altında sizlere daha güzel ve farklı haberler yazabilmek için bütün fedakarlıkları göze alarak dolaştım. Gün sonunda yorgun bir haber turu sonrası merkezdeki gazeteme yetişmek için Korucuk'tan belediye otobüsüne binmek istedim. Büyükşehir Belediyesi'nin sitesinden en son baktığımda otobüs saati 16.50 idi. Saatime baktım yetişirim diye hesapladım. Ama belediye otobüsü son sürat karşıdan geliyor.
Güneşin altında iki otobüs durağı arasında kalınca durak harici de olsa elimi otobüse uzatayım dedim.
O da ne? Güneş gözlüklü janti şoför tek bir el hareketiyle beni arabaya alamayacağını gösterdi. Arkasından gideyim öbür durağa yetişeyim dedim. Ne mümkün? Otobüs son sürat ecele gider gibi gidiyor. Diğer durağa gel gibi bir işaret yapma zahmetine bile katlanmadı.
Niye takıyorsun ki diyeceksiniz? Halk otobüsü de geçiyor. Zaten ikisi aynı anda geçiyor. Önden halk otobüsü gidiyor, arkadan belediye…
Ondan sonra bekle dur bir dahaki arabayı. Akşam olmuş, otobüs saatlerinin arası açılmış.
Ne yapacağımı şaşırdım.
Orada daha fazla vakit kaybedemeyeceğim için mecburen yorgun argın Korucuk çıkışına yürüdüm. Oradan caddenin karşısına geçerek Camili 2 ışıklarının oraya kadar yürüyüp oradaki belediye otobüsü durağına gittim. Duraga gidip soluk almamla Camili 2'den çıkan belediye otobüsünün gelmesi bir oldu. İnsan sinirlenince hızlı yürüyor demek ki.
Ya yaşlı bir insan olsaydım?
Üç kuruş kâr olsun diye belediyeye binmek için diğer otobüsün saatini mi bekleyecektim?
Bu kadar hızlı yürüyebilecek miydim?
Arabaların vızır vızır geçtiği o yola çıkıp başka bir belediyeye binmek için ne eziyetler çekecektim?
Hiçbirini yapamazdım. Yaşlı bir vatandaş olsaydım herhalde evden bir yere çıkamayacaktım.
Camili Mahallesi'ndeki vatandaşlar bana daha önce yaşlı insanlara durak harici almayan hatta görmemezlikten gelip son hız giden belediye otobüslerinden söz etmişlerdi. Ama insan yaşamayınca anlamıyormuş demek ki!
Belediye otobüsü şoförü olmak demek ki o kadar kolay değil.
Yaşlı, genç tüm vatandaşlara saygı gösterip sıcak ya da soğuk havada herkesin rahatını düşünebilenleri daha da önemlisi ‘insan' olanları şoför yapmaları gerek.
Belki de Yenikent Devlet Hastanesi'ndeki çalışanlara yaptıkları gibi bir test yapsınlar.
İnsanlık testi. Geçemeyenleri şoförlükten çıkarsınlar! Böylece belediye otobüsünü kendi makam arabası gibi değil de vatandaşa hizmet aracı gibi görenler şoför olarak kalır, ötekiler gider.
Bu testi önce Perşembe günü 16.50'de Korucuk'tan merkeze giden şoföre de yapsınlar. O kendini biliyor.
Yazının tamamı için tıklayınız
ELİF BURUCU YILMAZ (15/07/2009)
BİR ÇÖZÜM VAR AMA !
İl Hıfzısıhha Kurulu toplanıyor.
Doğalgaz abonelerine bacalarınız "standartlara uygun değil" diyor.
Ya bacaları değiştireceksiniz, ya da yeni kombi alacaksınız.
Bir karar ile ortaya 18 trilyona yakın bir Pazar açılıyor.
Peki bu parayı kim verecek ?
O bölgede oturan insanlar ayda 250 TL kombi taksitini nasıl ödeyebilirler ki?
Üstelik bu evlerin bir kısmı Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, bir kısmı da Başbakanlık Proje Uygulama Birimi tarafından yaptırılmış.
Kontrolör firmalar da bu projeleri denetlemiş.
Ama projelerde yanlışlık yapılınca, onlar da farkına varamamışlar.
Şimdi burada sorumlu tutulması gereken son taraflar, vatandaşlar değil mi?
İşin hukuki sorumluluğu da var tabiî ki.
Yani konutların çoğunun tapusu halihazırda devletin elinde.
Diğer bir ifade ile mülkler halen devletin.
Ve kendi yaptığı konutların, yine devletin başka bir organı tarafından çıkarılan yeni yönetmeliğe göre uygun olmadığı ortaya çıkıyor.
Vatandaşa binalar yapılırken, seçme hakkı verdiler mi?
Şimdi vatandaş ne yapsın?
Ortaya büyük bir Pazar, büyük bir rant çıkıyor.
Bacaların genişliği 5 cm daha geniş yapılsaydı, sorun belki çok daha ucuza çözülebilecekti.
Ama şimdi apartman sakinleri arasında maliyet bölüşümünden tutun da, bacaların genişletilmesindeki zorluğa kadar bu yöntem pek fazla kullanılmayacakmış gibi geliyor.
Muhtemelen devlet de "Bizim bu binaları yaptığımız sırada standartlar buydu. Yönetmeliğin değişmesinin ardından oluşacak yeni durumdan biz sorumlu değiliz" diyebilir.
İşte bu noktadan sonra vatandaşın hakkını arayacağı günler başlayacaktır.
Ve sanıyorum her zamanki gibi bu konuda da özellikle iktidar Milletvekillerinin desteğini göremeyecekler..
Yani işi siyasi yönden çözme yollarının kapalı olduğunu düşünüyorum.
Benim önerim şu olabilir.
Devlet, eğer sıfırdan bu kombilerin maliyetlerini karşılamayacaksa, en azından 2 bin TL civarında olan kombilerin bedellerini, binanın bedeline eklesin.
Yani senede devlete 900 TL ödeyen hak sahipleri, bu sürenin bitiminde benzer şekilde 2 sene daha taksitlerini ödemeye devam etsinler..
Ancak bu şekilde bir orta yol bulunabileceğini düşünüyorum.
İkinci bir yol daha var tabiî ki.
Konu incelendiğinde burada hukukun vatandaşın lehine işleme olasılığının çok çok yüksek olduğunu tahmin ediyorum.
Yani doğalgazı bu yüzden kesilecek olan bir vatandaş, mahkemeye başvurursa, sanıyorum mahkeme buradaki kusurun vatandaştan kaynaklanmadığına hükmedecektir.
Eldeki tüm bulgular ve mantığımız bizi bu yöne götürüyor.
Şimdi diyeceksiniz ki, bu önerileri kim takip edecek ?
Bir milletvekilimiz çıksa da Ankara'da sesimizi duyursa ne güzel olurdu değil mi?
Ama sanıyorum daha çok bekleyeceğiz.
5 iktidar milletvekilimiz bir araya gelse de buna güçlerinin yeteceğini sanmıyorum.
Yazının tamamı için tıklayınız
GÜRKAN KILIÇ (06/06/2009)
CAZİBE MERKEZİ OLMAKTAN ÇIKTI
Yeni yerleşim bölgesi, 17 Ağustos Marmara depreminin ardından inşa edilerek, insanlara hep cazibe merkezi olarak sunuldu.
Şehrin kuzeye doğru kayması gerektiği söylenerek, deprem mağduru binlerce insanın oradan ev sahibi olması sağlandı. Tabi çok sayıda insan da kalkıp, yeni yerleşim bölgesinden ev sahibi olmak için binlerce lira borca girdi.
Şimdi gelinen nokta ise oldukça vahim. Çünkü daha önceki yazılarımda da dile getirdiğim gibi, binlerce insan daha güvenli binalarda hayat sürmek isterken, bir anda baca bağlantıları yüzünden aslında bıçak sırtında yaşadıklarını fark ettiler.
Yenikent sakinlerinin bu saatten sonra yapması gereken iki şey var. Birincisi, ya kombilerini değiştirecekler ya da bacalarını yenileyecekler.
Kombilerin değiştirilmesiyle ilgili maliyet ortada. 2 bin liraya kadar bir masraf yapmaları gerekiyor.
Bacaların yenilenmesi ise nasıl olacak, kim yapacak o belli değil. Tabi burada da iş yine vatandaşa düşecek.
Vatandaş kendi bacasını, cebinden yapacağı masrafla paslanmaz krom çelik saçla kaplayacak.
Yenikent'te bulunan 8 bin 200 konutun tamamında aynı sorun var. Ve 1 Ekim'e kadar gerekli çalışma yapılmazsa, evlere doğalgaz verilmeyecek. 1 Ekim'den sonrası ise kış. Vatandaş isterse yaptırmasiı. Aksi halde soğukta oturacak.
AGDAŞ, doğalgaz verileceği zaman kontrolünü yapmış. O zaman her sey normalmış. Üzerinden de 6 yıl geçmiş. Bacalar kombiden çıkan su buharından etkilenerek sızdırmazlık özelliğini kaybetmiş.
Tabi bu durumda Adapazarı Gaz Dağıtım AŞ de (AGDAŞ) ne yapsın?
Makine Mühendisleri Odası ise sorumluluğun tamamen dönemin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nda olduğunu söylüyor. Bacaların, doğalgaza uyumlu yapılmadığı ya da evlerde kullanılmak üzere seçilen bacalı cihazların standartlara uygun olup olmadığının düşünülmediği belirtiliyor.
Yazının tamamı için tıklayınız
AYŞEN KOLÇAK (01/06/2009)
BU "İDDİA" BAŞ AĞRITIR !...
Dünkü yazım yeni yerleşim bölgesinde oturan vatandaşlar arasında hayli ilgi görmüş olmalı ki, gün boyu telefonum susmadı. Özellikle de Karaman'dan çok sayıda telefon aldım…
Hele bir telefon konuşması var ki ortaya atılan “iddia” hayli ilginç. Şimdi burada telefon görüşmesini yaptığım kişinin ismini ve telefon numarasını vermek istemiyorum. İsim ve telefon bende saklı…
Bu okuyucumun “iddiasına” gelince; Nisan ayı başında oturdukları binada “gaz kaçağı” yaşanmış. Tabi hemen “AGDAŞ” yetkilileri aranarak durum hakkında bilgi verilmiş…
Neticede gecenin bir yarısı“AGDAŞ” elemanlarının yaptığı kontrollerde “atık gazın” havaya karıştığı tespit edilmiş. Haliyle binanın “doğalgazı” anında kesilmiş…
Tabi “doğalgazı” kesen “AGDAŞ” yetkilileri, “kombilerin” değiştirilmesi durumunda yani “hermatik” tabir edilen “kombi” takılması halinde “gazın” tekrar verilebileceği uyarısını da yapmayı unutmamış…
İlk bakışta her şey buraya kadar çok normal gibi gözüküyor. Şayet “atık gaz” gerçekten havaya karışıyorsa kimsenin canını tehlikeye atmanın bir anlamı yok. Yapılacak en mantıklı iş“doğalgazı” kesmek. Onu anladık…
Hadi mevcut “kombinin” yerine “hermatik” türü “kombi” takılması durumunda “doğalgazın” tekrar verilebileceği yönündeki “AGDAŞ” uyarısını da bir noktaya kadar anlamış görünelim…
Ancak işin asıl can alıcı noktası bundan sonra başlıyor. Zira “AGDAŞ'ın” vatandaşa; “şayet ‘kombiler' değişirse ‘doğalgazı' tekrar verilebiliriz” yönündeki uyarısından sonra yaşananlar hayli ilginç…
Daha ertesi sabah İstanbul'dan iki farklı “kombi” firmasının “satış elemanı” apartmanın kapısına dayanıvermiş. Hem de kendi elleriyle koymuşlar gibi. Sizce de bu olay biraz tuhaf değil mi…?
Sen daha gecenin bir yarısı ilgili binanın “doğalgazını” kes, daha ertesi gün de iki farklı “kombi” firmasının “satış elemanları” kapınıza dayansın. Bunu akıl ve mantıkla nasıl izah edebilirsiniz…?
Sanki ilgili “kombi” firmaları o gece derin bir uykuya daldılar ve rüyalarında da “AGDAŞ'ın” ilgili binanın “doğalgazını” kestiğini gördüler. Sabah da kalkıp; “acaba o binada oturanlardan kaçına ‘kombi' satarız” diye yola düştüler. Tabi yersen…
Veya diğer bir ihtimal de bu “kombi” satıcılarına biri veya birileri, anında, sıcağı sıcağına, hemen, derhal bir şekilde bilgi uçurdu. Bence bu diğerinden daha bir akla yatkın geliyor…
Öyle ya, sen elinle koymuş gibi o adresi bulabiliyorsan bunun başkaca bir izahi da yok demektir. Demek ki bir şekilde bu “kombi” firmaları aranarak gerekli bilgiler aktarıldı…
Burada ne “AGDAŞ'ı” ne de başka bir ismi “zan” altında bırakmak istemem ama orta yerde de bir “iddia” var. Üstelik “yenilip yutulacak” cinsten de değil. Hele o bölgede tam “8bin200” adet “kombinin” değişeceği düşünülecek olursa bu “iddia” her yönüyle araştırılmalı…
Zira daha şimdiden Istanbul'lu “kombi” firmalarının o bölgelerde “broşür” dağıtıp “ev toplantıları” düzenlerken, üstüne bir de bu “iddia” gelince insan ister istemez “acaba” demeden edemiyor…
Inşallah bu “iddia” doğru değildir. Ve bu “iddianın” içinde “AGDAŞ'ın” yeri yoktur. Yaşananlar tamamen bir tesadüftür. Aksi halde bu “iddia” çok baş ağrıtır…
Yazının tamamı için tıklayınız
MUSTAFA GÜMÜŞEL (05/05/2009)
AGDAŞ KENDİ BAŞINI YER !...
Şu "kombi" seçimi konusunda yeni yerleşim bölgesinde oturan insanların günahı nedir anlamak mümkün değil. Baksanıza, şimdi de yeni yerleşim bölgesine takılan "kombilerin" aslında "4. sınıf" yani neredeyse en adi "kombi" oldukları ortaya çıktı…
Konuyu geçtiğimiz cumartesi günü manşetine taşıyan "Sakarya Halk Gazetesi" yeni yerleşim bölgesinde oturan insanların adeta "sistemli" olarak nasıl kazıklandığını gözler önüne serdi…
Habere göre "Makine Mühendisleri Odası Sakarya Temsilciliği" tarafından yapılan araştırmada, yeni yerleşim bölgesinde bulunan "8 bin 200" konuta piyasada "4ncü sınıf" olarak bilinen "kombiler" takıldı…
İşin asıl ilginç yanı bu "kombilerin" ekonomik ömürleri ise "8 ile 12" yıl arasında değişiyor. Yani "bacalı sistem" diye tabir edilen "kombiler" çoktan ekonomik ömürlerini doldurup çöp oldu…
Tabi bunun suçu ve vebali sadece "kombi" satan firmalara ait değil. Bence asıl suçlu "4. sınıf kombilerin" vatandaşa satılmasına göz yumup görmezden gelen "AGDAŞ'ın" ta kendisidir…
Şimdi "AGDAŞ" bir şekilde bu işten sıyrılmanın yolunu arıyor. Tabi bunu yaparken de her zaman olduğu gibi "faturayı" yine vatandaşa kesmeyi planlıyor…
Hoş kendince de bu işten sıyrılmanın yolunu buldu. Ekonomik ömrünü tamamlamış"kombiler" kaçak yapıp "can" almaya başlayınca imdada "Hızır" gibi "İl Hıfzıssıhha Kurulu" yetişti…
Bu noktada "İl Hıfzıssıhha Kurulu"nun devreye girip, bacalı "kombilerin" hermatik "kombi" ile değiştirilmesi ya da evlerde "gaz alarm cihazı" bulundurulması kararına sığınarak, paçayı kurtaracağınızı sandınız…
Yağma yok. "AGDAŞ" bu işten paçasını kolayca sıyıracağını sanıyorsa yanılıyor. Hele bir "İl Hıfzıssıhha Kurulu'nun" kararı gereği "kombilerini" hermatik "kombi" ile değiştiremeyen vatandaşların gazları"Ekim" ayında kesilmeye başlasın da gör bak nasıl "kızılca kıyamet" kopuyor…
O kadar basit değil. Bugün bir hermatik "kombi" dedin mi fiyatı 2 ile 3 bin lira arasında değişiyor. Bir de buna "AGDAŞ'ın" belirlediği tesisatçıların alacağı parayı ilave ederseniz işin içinden çıkmak hiç de kolay değil…
Ekonomik krizin insanları bunalttığı ve yeni yerleşim bölgesinde oturan insanların "20 liralık" aidatlarını bile ödeyemediği bir ortamda toplamda "5 bin lirayı" bulacak olan bir yükün altına girebileceklerini hiç sanmıyorum…
Merak ediyorum, "AGDAŞ'ın" büyük ortağı "Erdem Holding'in" sahibi Dr. Zeynel Abidin Erdem'in kendi hatalarından dolayı tam "8 bin 200" kişiyi mağdur ettiklerinden haberi var mi?..
Büyük ihtimalle yoktur. Zira kökeni itibariyle "seyyid" bir aileye mensup olduğunu bildiğim ve bu özelliğinden dolayı da kendisine büyük hürmet, saygı ve muhabbet duyduğum Dr. Zeynel Abidin Erdem'in bütün bunlardan haberi olsa "AGDAŞ'ta" çoktan kelleler gitmişti…
Yine de çok geç değil. Şayet Dr. Zeynel Abidin Erdem'e "internet" ortamında ulaşmak istiyorsanız "www.zeynelabidinerdem.com" adresini ziyaret edip "bize ulaşın" kısmına şikâyetinizi yazıp gönderebilirsiniz…
Belli mi olur, bakarsınız şikâyetleriniz sayesinde "AGDAŞ" kendi başını yer. Zira Dr. Zeynel Abidin Erdem soyadı gibi gerçekten "erdemli" insandır. "AGDAŞ'ı" yönetenler gibi değil…
Yazının tamamı için tıklayınız
MUSTAFA GÜMÜŞEL (04/05/2009)
YENİKENT'LİLERİN GÜNAHI NE ?
Deprem sonrası yeni yerleşim bölgesi olarak ilan edilen ve sonrasında bu bölgede oturan halkın Yenikent adını verdiği bölgenin sorunları bitmiyor…
Karaman ve Camili'de depremin ardından yapilan deprem konutlarında oturanlar birkaç haftadır diken üstündeler…
Bunun nedeni ise deprem konutlarında kombi bacalarının yarattığı tehlike nedeniyle, ya kombilerin değiştirilmesi, ya da bacaların yenilenmesi şeklinde verilen talimat…
Deprem sonrası bu konutlar yapılırken sağlıklı bir denetim mekanizması geliştirilmemişti…
O dönem AGDAŞ'ın zaten doğalgaz teknolojisinden haberi yoktu…
O gün bacalara, kombilere bakmadan doğalgazı verdiler…
Şimdi aradan yıllar geçti…
Bir bebeğin doğalgaz nedeniyle ölümünün ardından panikleyen yetkililer Eylül ayına kadar baca veya kombilerin yenilenmesi talimatını verdiler…
Burada vatandaşa daire başına 3 bin liraya kadar bir masraf çıktı…
Ekonomik sıkıntının ezdiği vatandaşın bu parayı bulma imkanı yok…
Çoğu depremzede evlerinin geri ödemesini bile yapamıyor…
Vatandaşa " Ya kombini, ya bacanı yenile, yoksa doğalgazını keseriz" deniyor ama kimse bu işin nasıl olacağına bakmıyor…
O uyduruk kombileri oraya takanlara, o bacaları o binalara gelişigüzel monte edenlere, oraya gerekli kontrolü yapmadan gaz verenlere kimse bir şey demiyor…
Hep yük vatandaşa, sesi çıkmayan Ahmet Efendiye, Hatice Teyze'ye…
"Ya yenile, ya gazını keseriz"
Yetkililer, derhal bu işe ucuz ve sağlıklı bir formül bulmalılar…
Bu ilin idarecileri Ahmet Efendiyi, Hatice Teyzeyi rahatlatmalılar…
"Keserim" demekle bu işler olmaz…
Yazının tamamı için tıklayınız
SEZAİ MATUR (21/04/2009)
AGDAŞ'IN KAZIĞI ÖYLE BÖYLE DEĞİL
Bundan iki hafta önce “AGDAŞ'ın kazığı” başlıklı bir yazı yazmıştım. Ve yeni yerleşim bölgesinde insanları mağdur eden su kombilerin degişmesi meselesinde, AGDAŞ birilerini zengin etmeye hazırlanıyor demiştim.
Bu konuda birçok meslektaşım da aynı düşünceleri köşe yazılarında paylaşmıştı.
Yaklaşık 80 bin kişinin yaşadığı yeni yerleşim bölgesinde, TOKİ tarafından yaptırılan konutların doğalgaz bağlantılarını kontrol eden Adapazarı Gaz Dağıtım AŞ'nin (AGDAŞ) kullanımda bir sakınca yoktur demesi, şimdi de doğalgaz baglantılarının hatalı olduğunu söyleyerek, bu hatanın giderilmesi için faturayı vatandaşa kesmesi, o bölgede yaşayan insanların oldukça tepkisini çekti.
Yenikent'te oturan insanlar kara kara düşünüyor. Çünkü doğalgaz baglantılarını değiştirmezlerse, bir süre sonra gaz kullanamayacaklar. Ocakları yanmayacak, sıcak suları akmayacak. Bundan da geçtim, ceplerinden hatırı sayılır miktarda bir para çıkacak.
Tabii herkesin bütçesi bu parayı ödemeye müsait degil. Bu para ne kadar mı? Sadece kombilerin yerini değiştirmek için çekilecek boru bağlantıları için Bin 50 TL'cık.
Nereden mi biliyorum? AGDAŞ'ın İzmitli kombicilerle yaptığı toplantıda telaffuz edilen miktar bu. Üstelik İzmitli kombiciler diyorum. Çünkü AGDAŞ'ın yaptığı bu toplantıya maalesef ki Sakarya'dan hiçbir firmanın davet edilmediği de iddia ediliyor.
O toplantıda, yeni yerleşim bölgesinde yapılacak söz konusu çalışmayla ilgili bu şehirden hiçbir firmaya iş verilmeyeceği de konuşulmuş.
Yazının tamamı için tıklayınız
AYŞEN KOLÇAK (20/04/2009)
KORUCUK ARAŞTIRMA HASTANESİ VE TIP FAKÜLTESİ
Siyasilerin kişisel koltuklarını koruma kavgası bitmez. Şimdi parti kongreleri süreçlerini izleyin ne dediğimi anlarsınız. İddiamda ısrarlıyım ! Parti içi koltuk uğraşı Onlara Sakarya'nin önceliklerini unutturur.
Bizim işimiz de her konuda ve aşamada Sakarya ! Sakarya'yı unutturmak istemiyor, iş yapmaları için sürekli kışkırtıyoruz. Yönetenleri bunun için seçtik !
Cuma günü yine kendimi yollara, tepelere vurdum. İlkin Korucuk Araştırma Hastanesi'ni aşağıdan yukarıya dolaştım. Gerçekten güzel bir hastane binası. Ama, hak ettiği şekilde çalışmadığını gördüm, içim acıdı.
Yani, şimdi tutup, " Başhekim Doç.Dr. Oğuz Karabay ile yardımcıları geçenlerde neden istifa ettiler, anladım !" desem, hem ayıp, hem işgüzarlık olur.
Saat 14.00-15.00 arasında hastaneyi gezdim. Fazla hasta yoğunluğu yoktu. Ancak, doktoru olan ve muayene yapılan, açık poliklinik sayısı o kadar azdı ki ! Oysa, her katta, her koridorda poliklinik odası dolu. Hasta yok, o nedenle açık poliklinik yoksa, tamam. Ama, hekim olmadığı için randevu verilmiyorsa, kötü !
" Anladım !" demeyeyim de, " Karabay ve yardımcıları, bu kadar güzel bir hastane var da, çağdaş tıbbın gerektirdiği hizmetleri hekim, personel ve araç gereç eksikliği nedeniyle veremedikleri için istifa ettiler." gibime geldi.
Onlar nazik davrandı ve öyle aksettirmekten kaçındı ama; Siyaset, personel atamaları ve görev verme konusunda da gereken inisiyatifi tıp bilimine saygı duyarak yeterince bırakmamışsa, büyük yanlış ! Siyaset kendi ipini çekiyor !
AKP, geçenlerde Sakarya'ya epey iyi sayıda hekim, personel ataması kotardı. Devami şart ! Sağlık Il Müdürlüğü ve hastane yönetimlerine, görev yeri ve çalışma konusunda, en küçük baskı yapılmasa; AKP de, Sakarya da karlı çıkar.
Yazının tamamı için tıklayınız
HASAN KURTİÇ (20/04/2009)
AGDAŞ'IN BAŞI FENA HALDE DERTTE!...
AGDAŞ'in başı fena halde dertte!...
Yeni yerleşim bölgesi'nde yani Karaman, Camili ve Korucuk'ta oturanlar bugünlerde AGDAŞ'a ateş püskürüyor. Eh haksız da değiller hani. AGDAŞ'ın kendi hatasını vatandaşa ödettirmeye kalkarsanız elbette insanlar da buna tepki gösterir…
Olacak iş mi? Sen AGDAŞ olarak doğalgaz baca baglantılarına önce "uygundur" diye "olur" ver, sonra da kalkıp "sakıncalı" olduğunu açıkla. Çocuk oyuncağı mı bu iş…?
Sizin bu hatanızın maliyeti vatandaşa, nereden bakarsanız bakın bin ila 2 bin liraya patlar. Vatandaş kendisine ya yeni bir "kombi" alacak ya da "gaz alarm sistemi" ve diğer aparatlarla meseleyi çözecek…
Hattı zatında geçtiğimiz aylarda doğalgaz sızıntısı sonucu ölüm hadisesi yaşanmasaydı belki de bu konu gündeme bile gelmeyecekti. Ne zaman ki bir bebek doğalgaz sızıntısından hayatını kaybetti işte o zaman AGDAŞ'ın aklı başına geldi…
İnsana sormazlar mı "daha önce aklınız neredeydi" diye? Elbette sorarlar. Hatta bu sorumsuzluğun, bu vurdumduymazlığın hesabi bile sorulur. Hem de sonuna kadar…
Zaten özellikle Camili ve Korucuk bölgesinde bu yönde bir hazırlık var. Vatandaşlar bir araya gelip AGDAŞ'a karşı bir dava açma hazırlığında. Üstelik vatandaş AGDAŞ'a bir değil birden fazla dava açmaya hazırlanıyor…
En önemlisi de bölge halkı "görevi kötüye kullanmaktan" dolayı AGDAŞ'ı mahkemeye vermeye hazırlanıyor. Anlayacağınız ileriki günlerde AGDAŞ mahkemelerden başını kaldıramayacak…
Korucuk'ta oturan biri olarak vatandaşın bu hak arama mücadelesini sonuna kadar destekliyorum. Daha şimdiden vatandaşlar bu konuda yapabileceklerini görüşmek üzere toplanmaya başladı…
Diğer bir husus da ortada dolaşan "rant" söylentileri. O bölgede bu uygulamaya maruz kalacak daire sayısını düşünüyorum da vatandaşın cebinden korkunç miktarda para çıkacak…
Ne yalan söyleyeyim şöyle kabaca bir hesap yapayım dedim ortaya çıkan rakam karşısında gözlerim yuvalarından fırladı. Sonuçta ortalıkta dolaşan "rant" söylentilerine de hak vermedim değil…
Peki, bu durumdan en çok kim karlı çıkacak? Hiç şüphesiz başta "kombi" şirketleri olmak üzere AGDAŞ'ın "özene bezene" yetki verdiği diğer kuruluşlar…
Kimin zararlı çıkacağını belirtmeye bile gerek yok. Her zaman olduğu gibi bu işin külfeti yine vatandaşın sırtına yüklenecek. Zaten "ekonomik şartların" altında ezilen vatandaşın canı çıkacak…
Ancak yukarıda da belirttiğim üzere bu defa vatandaş öyle kolay kolay pes edecekmiş gibi gözükmüyor. Vatandaş hakkını sonuna kadar aramaya ve söke söke de almaya kararlı…
Anlaşılan o ki, bu defa AGDAŞ'ın başı fena halde dertte. Zira önce "olur" verdiğin projeye bu gün "olmaz" diyorsun. Sonra bunun faturasını da vatandaşa ödetmeye kalkıyorsun. Bakalım faturayı gerçekten vatandaş mı ödeyecek göreceğiz…
Yazının tamamı için tıklayınız
MUSTAFA GÜMÜŞEL (10/04/2009)
ADLİYE 2 AY İÇİNDE YENİ YERİNDE
Camili'deki Resmi Daireler Kampüsü'nün açılışı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapıldı. Daha doğrusu Erdoğan'ın gelişi nedeniyle yeni Valilik Kampüsü'nün açılışı erkene alındı.
Bu açıdan Resmi Daireler Kampüsü'ndeki eksiklikler yavaş yavaş gideriliyor. Eskilerin tabiri ile kervan yolda düzülüyor.
Dün sabah işe gelmeden önce Valilik Kampüsü'ne taşınan Milli Eğitim Müdürlüğü'ne uğradım. Milli Eğitim Şube Müdürü Zafer Soyhan'a rastladım. Milli Eğitim Müdür yardımcıları ile şube müdürlerinin odaları bitmiş, makamlarına oturmuşlar.
Milli Eğitim Müdürü Murat Yazıcı'nın makam odası ise bitmek üzere. Yakında Yazıcı da makam odasına oturacak.
Yazıcı ile yeni Milli Eğitim Müdürlüğü'nü dolaşırken, Teftiş Kurulu Başkanı Selahattin Işık'a da 'Merhaba' dedik. Teftiş kurulu'nun bulunduğu binada, her teftiş grubu için ayrı odalar hazırlanmış.
Gördüğüm kadarı ile Milli Eğitim Müdürlüğü, Resmi Daireler Kampüsü'nde en hızlı ve güzel koşullanan daire olmuş.
Daha sonra Adliye'nin taşınacağı bloğu da dolaştım. Sakarya Valisi Hüseyin Atak , adliye için ayrılan alana, vergi dairesi için düşünülen bölümü de bırakmış.
Sakarya Adliyesi, Camili'ye ne zaman taşınacak?
Adliye'nin gecikmesinde bir gecikme söz konusu mu?
Dün bu konuları, Sakarya Cumhuriyet Başsavcısı Ferhat Kapıcı ile görüştüm.
Aslında Adliye'nin taşınmasının normal sürecinde bir gecikme yok. Kampüsün açılışı öne alındığından, adliye binasinin mobilyalari yetişmemiş . Mobilyalar için bakanlıktan yeni ödenek çıkmış.
Sakarya Adliyesi'nde, şu anda görülen mobilyalar tamamen geçici. Adliye'nin tüm mobilyaları, yeni gelen tahsisat ile Eskişehir ve Ankara açık cezaevinde yaptırılıyor.
Adliye, muhtemelen 2 ay içinde Camili'deki yeni yerine taşınmış olacak.
Adliye için yeni yerleşimde ayrı bir adliye sarayı yapılırsa, doğal olarak önümüzdeki yıllarda Sakarya Adliyesi oraya taşınmış olacak.
Yazının tamamı için tıklayınız
CEVDET GÜNGÖR (06/03/2009)
ZEKİ TOÇOĞLU VE İKİNCİ ÜNİVERSİTE !...
AK Parti “Büyükşehir Belediye Başkan Adayı ” Zeki Toçoğlu somut projelerini sıralamaya başladı. Dün gazetemize özel açıklamalarda bulunan Zeki Toçoğlu, “ikinci üniversite” kurulması projesine tam destek verdiğini söyledi…
Hiç kuşkusuz son günlerde diğer belediye başkan adaylarının halen sonu “cakla, cekle” biten sözde projelerinin üzerine Zeki Toçoğlu'nun “ikinci üniversite” açıklaması gündemdeki yerini buldu…
Öyle zannediyorum ki, bundan sonra Zeki Toçoğlu diğer adayların aksine somut projelerini ortaya koymaya başlayacaktır. Açıklayacağı her projeyle de gündemi meşgul edecektir…
Biz şimdilik gelelim Zeki Toçoğlu'nun “ikinci bir üniversite” projesine. Ne yalan söyleyeyim, ben her zaman “üniversiteleri” turizmden sonra ikinci bir “bacasız sanayi” olarak görmüşümdür…
Dolayısıyla Sakarya'ya “ikinci üniversite” kurulmasının şehrin gerek ekonomik gerekse kültürel anlamda gelişmesi açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum…
Önümüzde bir Sakarya Üniversitesi gerçeği var. Hiç ş üphesiz Sakarya Üniversitesi'nde öğrenim gören binlerce ögrencinin bu şehre sağladığı katkı tartışılmaz…
Yeter ki bu binlerce öğrenciye yönelik yatırımlar doğru bir biçimde yapılsın. Gerçi Sakarya bu konuda hayli mesafe kat etti. Eksikliklere rağmen üniversite öğrencilerine yönelik doğru yatırımlar yapıldı…
Mesela daha düne kadar Sakarya'da öğrencilere yönelik doğru dürüst bir “yurt” yoktu. Oysa bugün şehrin muhtelif yerlerine dağılmış ve son derece modern anlamda kurulmuş “yurtların” sayısını bile hatırlayamıyoruz…
Elbette Sakarya Üniversitesi'nin bu şehre kazandırdığı sadece “yurtlar” değil. Sakarya Üniversitesi'nde okuyan binlerce öğrencinin “bakkalından çakkalına” kadar birçok alanda esnafımıza katkı sağladığı ortada…
Bunun üzerine “ikinci bir üniversitenin” hayata geçmesi demek bir bu kadar daha “yurt” ihtiyacı ortaya çıkacak demektir. Bir o kadar da en büyüğünden en küçüğüne kadar esnafa katkı sağlayacaktır…
Bu anlamda Zeki Toçoğlu'nun “ikinci üniversite” projesini sonuna kadar destekliyorum. Üstelik bu üniversiteyi “yeni yerleşim bölgesinde” kurma düşüncesine cani gönülden katılıyorum…
Zira o bölgenin bu tür gelişmelere ve yatırımlara ihtiyacı var. Üstelik “ikinci bir üniversite” kurulabilmesi için gerekli fiziki imkân da o bölgede fazlasıyla mevcut…
Tabiri caiz ise o bölgede “un, yağ, şeker” mevcut. Geriye bir tek çıkıp “ikinci üniversiteyi” yapmak kalıyor. AK Parti “Büyükşehir Belediye Başkan Adayı” Zeki Toçoğlu'nun da bu projeyi hayata geçirecek ustalıkta olduğuna inanıyorum…
Netice itibariyle o bölgede yaşayan biri olarak Zeki Toçoğlu'nun “yeni yerleşim bölgesine” kurmayı düşündüğü “ikinci üniversite” projesi beni fazlasıyla heyecanlandırdı. Sadece beni değil o bölge halkını da heyecanlandırdığı kesin…
Yazının tamamı için tıklayınız
MUSTAFA GÜMÜŞEL (06/03/2009)
YENİKENT'E KÜLTÜR MERKEZİ
AKP'nin Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Zeki Toçoğlu, aday gösterildiğinin ilk günlerinde samimi bir itirafta bulundu. Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı için değil, Serdivan Belediye Başkan Adaylığı için başvuruda bulunduğundan, Büyükşehir ile ilgili projelerini zaman içinde açıklayacağını belirtti.
Daha önce de belirttim. Ben yeni yerleşim bölgesinin cazibe merkezi olması için, proje olan Büyükşehir Belediye Başkan adaylarına sıcak bakacağım. Çünkü depremden bu yana yeni yerleşim bölgesinin gerçek anlamda bir kent olabilmesi adına ortada yapılmış hiçbir şey yok.
Karaman, Camili ve Korucuk'ta bugün için insanların vakit geçirebilecekleri, ailece gidip çay içebilecekleri pek yer yok.
Ve bugün söz konusu yeni yerleşim bölgesinde 70 bin nüfus var. Sakarya Büyükşehir Belediyesi'nin öngörülerine göre yeni yerleşim bölgesinde gelecekte 500 bin nüfusun yaşaması planlanıyor.
Ama iş yeni yerleşim bölgesinin cazibe merkezi olması için yapılması gerekenlere gelince, bu gerçeği hemen hemen tüm siyasetçiler unutuyor.
Yeni yerleşim bölgesinde, gelecekte 500 bin kişinin oturması hesaplanıyor.
Resmi daireler, Camili'ye taşınıyor. Adliye önümüzdeki günlerde Camili'ye taşınacak. Ama iş yeni yerleşim bölgesini gerçek anlamda cazibe merkezi yapacak olan hafif raylı sisteme gelince rantabl bulunmuyor.
Yenikent'e gelecekte 500 bin nüfusun yaşadığı öngörüsünü zamanında ileri süren Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Duran. Aynı Duran, 2004 yılı seçim beyannamesinde bulunan raylı sistemin rantabl bulunmadığını söylüyor.
Merak ediyorum, raylı sistemin rantablesi hesaplanırken, yeni yerleşim bölgesinin öngörülen nüfusu 30 bin mi, yoksa 500 bin mi olarak hesaplandı?
500 bin nüfusa göre yapılacak bir hesabın rantabl çıkmaması mümkün mü?
Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday olanların hiçbiri, yeni yerleşim bölgesi için elle tutulur bir proje geliştirmiş değil. Hele raylı sistemin yanına hiçbiri yanaşmıyor.
Bugün için bu konuya bir kez daha değinmemin nedeni, Zeki Toçoğlu'nun açıklayacağı projeler içinde, yeni yerleşim bölgesine kültür merkezi yapılması da yer alıyor.
Yeni yerleşim bölgesine kültür merkezi yapılması geçmiş yıllarda da AKP'nin projeleri arasında yer alıyordu. Hatta kültür merkezi yapılacak yer de belliydi. Camili'de BİM'in karşısındaki hazine arazisi, kültür merkezi olarak ayrılmıştı. Hatta Büyükşehir Belediyesi yapılacak kültür merkezinin tabelasını bile asmıştı. Sonra bu tabela kaldırıldı.Yerine polis karakolu prefabrikeleri kondu.
Büyükşehir Belediyesi, daha sonra Camili'de de Resmi Daireler Kampüsü karşısında bir yere kültür merkezi yapmayı düşünmüştü. Sonra yine vazgeçti.
Diyeceğim Zeki Toçoğlu, yeni yerleşim bölgesine yapılacağı söylenen kültür merkezlerinden vazgeçme alışkanlığını sürdürmezse, yeni yerleşim bölgesinde kültür merkezi için yer sorunu diye bir şey yok.
Yazının tamamı için tıklayınız
CEVDET GÜNGÖR (03/03/2009)
SAKARYA BAROSU'NUN YANLIŞI
Sakarya Barosu'nun bağımsız bir adliye sarayı istemesini sonuna kadar destekliyorum. Bu konuda geçtiğimiz cuma günü yaptıkları panel, "Hukukun bağımsızlığı ve müstakil adliye sarayları" adını taşıyordu.
Sakarya Barosu'nun panele konuşmacı olarak davet ettiği bir isim de, İzmit Belediyesi'nde şehir plancısı olarak görev yaptığı belirtilen Nesrin Cansever Sayın 'dı.
Öncelikle bir şehir plancısının, özellikle Sakaryalı olmayan bir şehir plancısının "Hukukun bağımsızlığı ve müstakil adliye sarayları" konulu bir panel ile ilişkisini anlamakta zorluk çektim.
Şehir plancısı bayan konuşmaya başladıktan sonra panele davet edilmesinde, Sakarya Barosu'nun üstü örtülü bir amacı olduğu kanısına katıldım.
Çünkü Sayın , panelin konusu olan "Hukukun bagımsızlığı ve müstakil adliye sarayları" yerine, yeni yerleşim bölgesi olarak mevcut yerin seçilmesine, buraya resmi dairelerin taşınmasına karşı görüşler ileri sürüyordu. Daha doğrusu konuya hiç hakim olmadığı için, yeni yerleşim bölgesinin nasıl ve hangi şartlarda oluştuğunu bilmediği için görüş ileri sürmeye çalışıyordu. Ve konunun özü hakkında bilgisi olmadığından, bu kentte 10 yıl önce tartışılıp karara bağlanan Yenikent konusu ile sanki bugün gündeme gelmiş gibi, görüş ileri sürüyordu.
Buna görüş de denemez. Bir şehir plancısı olarak, bir kentin nasıl yapılanması gerektiğini anlatıyordu. Bunu anlatırken de, Baro'nun amacına ters düştüğünün farkında değildi. Çünkü modern şehircilik anlayışında, valilik ile belediyelerin resmi dairelerin bir hinterland içinde birbirine yakın olmasını söylüyordu. Zaten Camili'de Resmi Daireler Kampüsü de bu amaçla yapılmıştı. Tabii Sayın'ın bundan haberi yoktu. Büyükşehir Belediyesi, Resmi Daireler Kampüsü yanına gitmediği için, adliyenin de gitmemesi gerektiğini ileri sürüyordu. Oysa Büyükşehir Belediyesi'nin Adapazarı'nda kendisine ait bir binası olmadığından bile habersizdi.
Sakarya Barosu, yeni adliye sarayının şu anda adliye binası olarak hizmet veren yerde olmasını istiyorsa, bu amaçla bir şehir plancısını panele davet ettiyse, hiç değilse bu kenti bilen, depremi ve deprem sonrasını Adapazarı'nda yaşayan bu kentten bir şehir plancısını panele davet etseydi.
İzmit'ten şehir plancısı getirmek neyin nesi? Madem şehir plancısı düşünüyorsunuz, bu kentin yeni imar planlarında imzası olan Fikret Bayhan ne güne duruyordu? Ayrıca yine kentin yeniden yapılanması konusunu gündeme getirecekseniz, konuşmacı olarak İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şube Başkanı Hüsnü Gürpinar'ı da düşünmeliydiniz.
Bence bu Baro'nun yanlışıydı.
Ben depremin ilk gününden itibaren yeni yerleşimin depreme dayanıklı, güvenli zeminlerde olmasını dile getiriyorum. Bu açıdan da yeni yerleşim bölgesinin cazibe merkezi olması adına yapılan her işi, atılan her adımı destekliyorum.
Sakarya Barosu'nun mesleki ve toplumsal bir soruna sahip çıkmasına karşı değilim. Ama yeni adliye sarayının yeni yerleşim bölgesinde olmasına istememelerine karşıyım.
Bilmem Sakarya Barosu'nun değerli üyeleri, paneli yöneten Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özak 'in konuşmasında söylediği şu sözleri hatırlıyorlar mi?
Özak aynen ş öyle demişti:"Ben depremden 3 gün sonra, Adapazarı'na geldim. Depremde iki katlı adliye binasının nasıl yerle bir olduğunu gördüm. İki katli binanın enkazı, benim belime geliyordu. Allah bir daha bizlere böyle felaketleri göstermesin."
Evet, böylesi felaketleri bir daha yaşamamak için depreme dayanıklı zeminlerde, depreme dayanıklı bina inşa etmek zorundayız. Depremle birlikte yaşamanın tek koşulu bu..
Zaten deprem sonrası yeni adliye binasının Yenikent'te olmasına karar verildi. O zaman Sakarya Barosu neredeydi?
Bu açıdan Sakarya Barosu'nun bağımsız adliye sarayı isteğine destek verirken, yeni adliye sarayının yeni yerleşim bölgesinde olması gerektiğine inanıyorum.
Kendilerine yer konusunda bir önerim de var. Camili'deki Sakarya Valilik Konağı'nın hemen sağ tarafında Camili Muhtarlığı'nın ön tarafında hazineye ait nefis bir yer var. Hemen yol kenarındaki bu yerin ulaşım sorunu da yok.
Gelin el birliği ile yeni Sakarya Adliye Sarayı'nın buraya yapılması için çaba harcayalım.
Göreceksiniz, bağımsız adliye sarayı istemenize yer olarak Yenikent'i eklerseniz, iktidar milletvekilleri de sizin yanınızda olacaktır.
Aradığınız siyasi desteği de bu şekilde arkanızda bulursunuz.
Yazının tamamı için tıklayınız
CEVDET GÜNGÖR (02/03/2009)
RESMİ DAİRELERDE İŞİ OLANLARA...
Resmi Daireler kampüsü,
Başbakan'ın da katıldığı açılış töreni ile resmen hizmete açıldı.
Camili'ye yapılan kampüs 42 bin metrekarelik bir alana inşa edildi.
Muhtemelen birçok insanın,
Bu durumdan bilgisi dahi yok.
Hangi kurumlar var bu resmi daireler kampüsünde?
1-Valilik,
2-Nüfus Il Müdürlüğü
3-Dernekler Müdürlüğü
4-Sivil Savunma Müdürlüğü
5-Emniyet Müdürlüğü
6-Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürlüğü
7-Defterdarlık
8-Il Milli Eğitim Müdürlüğü
9-Il Sağlık Müdürlüğü
10-Sanayi ve Ticaret Il Müdürlüğü
11-Tapu ve Kadastro Müdürlüğü
12-Cumhuriyet Savcılığı
13-Milli Emlak Müdürlüğü
14-Ve yaz başında Adliye taşınacak.
Henüz işim düşmedi,
Gidip görmedim.
Giden herkes çok büyük, gayet modern, gösterişli, şık bir bina olduğundan bahsediyor.
*Henüz gidip görmeyenler,
*Henüz işi düşmeyenler,
*Bu müdürlüklerden birine işi düşüp taşındığını bilenler,
*Bu müdürlüklerden birine işi düşüp tasındığını bilmeyenler,
*Resmi dairelerin taşınmasından dolayı memnuniyet duyanlar,
*Taşınmasına karşı çıkanlar,
*Uzak olduğu için karşı çıkanlar,
*Bu kadar kurumun bir çatı altında kargaşa yaratacağını düşündükleri için karşı çıkanlar,
Diye gruplara ayrılmış durumdayız.
Herkesin kendi bakış açısına göre hakli olduğu taraflar vardır.
Her şey tartışılabilir ama bu tartışılamaz.
*Adapazarı merkezde oturan ve o dairelerden birinde çalışan personel için Camili'ye gidip gelmek elbette çok zahmetli olacaktır.
*Karaman ya da Camili'de oturan bir memur için, bulunmaz bir nimet olacaktır.
*Yeni düzen, yeni bina, yeni kurallara alışmak zor olacaktır.
*Eski binalarda çalışan memurlar için bu bina harika olacaktır.
*Resmi dairelerin yerlerine alışmış vatandaş için ayağını Camili'ye alıştırmak zor olacaktır.
*Bu durumdan haberdar olmayanlar, şehri birkaç kez gezip ondan sonra yeni adresi bulacaktır.
*Şehrin dışında olduğundan ulaşım her zaman zor olacaktır.
Yazının tamamı için tıklayınız
SEVDA DUMAN (02/03/2009)
İKİ İNTİHAR VE DEPREM ANILARININ HÜZNÜ...
Bazen güneş hiç çıkmayacak gibidir karanlık bulutların arasından…
En karanlık an şafak sökmeden önceki andır demeleri bile çare olmaz…
Dünyanın sonunda olduğunu düşünür insan ve kendini sonsuzluğa karışmak zorunda hisseder…
Bir Pazar yazısı için çok hüzünlü olan bu başlangıcı bugünkü manşetimizdeki iki intihar haberini okuduktan sonra farkında olmadan yazıverdim.
Kim bilir belki bu hüznün nedeni o intiharlar değildir.
Belki, 1 Mart'la başlayan haftanın deprem haftası olduğunu ögrenince başlamış bir hüzündür bu.
Deprem sonrası vatandaşlarımızın yeni bir hayat kurmak ve o eski anıları silmek için yerleştikleri ve hem yurt içinden hem yurt dışından gelenlerin bagışlarıyla kurdukları yeni yaşam kültürü Yenikent, bugün 23 bin seçmeniyle büyük bir güç halini aldı.
Siyasilerin ilk ziyaret ettikleri yerlerin başında gelen Yenikent'te vatandaşlar, yıllardır söyledikleri ve kimsenin dikkate almadığı aynı sorunları söylemekten artık bıkmışlar.
Bazen o yüzden siyasi parti temsilcileri ve belediye başkan adaylarının en fazla gayreti sarf etmek zorunda kaldıkları zor bir kent Yenikent.
Vatandaşlar siyasilere “seçim bürosu açmakla olmaz bu bölgenin kalkınması için ne gerekiyorsa ne projeleri varsa yapmanız gerek” diye tepki gösteriyorlar.
Haksız da sayılmazlar değil mi?
En son Adapazarı Belediye Başkanı Süleyman Dişli''nin yeni yerleşimle ilgili görüşlerini okudum. Dişli, yeni yerleşim bölgesiyle ilgili toplu konut çalışmalarının devam ettiğini ve Camili'de yapımına başlanan spor salonunun bitmek üzere olduğunu söylemiş.
Sanki devamında başka hizmetler de var diyecek gibi görünüyor. Ama açıklaması o kadar…
Ben de çok şaşırdım.
Oysa Karaman'da konustuğum vatandaşlar, Süleyman Dişli'den birkaç gün önce gibi gelen birkaç yıl önce bugün merkezde inşa edilen kültür merkezinin Karaman'da kurulacağı sözünü aldıklarını söylemişlerdi.
Başkan Dişli, “Yaptığımız hizmetlere sahip çıkılacağına inanıyoruz. Adapazarılıların en doğru kararı vereceklerini düşünüyoruz” demiş.
23 bin seçmeniyle Adapazarı'nın en güçlü seçmen kitlesini oluşturan Yenikent'lilerin en doğru kararı vereceklerine ben de inanıyorum.
Yazının tamamı için tıklayınız
ELİF BURCU YILMAZ (01/03/2009)
BEN BÜYÜK DÜŞÜNÜYORUM DA...
AKP İl Başkanlığı'nın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bugünkü Adapazarı mitingi öncesinde bastırdığı broşürlerde, astığı afişlerde bir slogan dikkatimi çekti:
"Sen Sakarya'sın, büyük düşün"
Sanırım bu slogan AKP Sakarya Teşkilatı'nın yerel seçim sloganı da olacak.
Bu slogandan yola çıkarsak, kendi payıma ben doğma-büyüme Sakaryalıyım. Yani AKP'nin sloganda belirttiği Sakaryalı'yım. Ve ben doğup-büyüdüğüm bu kent için hep büyük düşünüyorum.
Ama bizi yönetmesi için partilerin genel merkezlerince atanan siyasetçiler, Sakarya için büyük düşünüyorlar mi?
Şöyle bir geriye dönüp bakalım.
Şayet Sakaryalı gerek yerel yöneticiler, gerekse milletvekillerimiz bu kent için büyük düşünseler, bu kentin ulaşım sorunu olur muydu?
Beyler şayet büyük düşünseler, Türkiye'de hemen hemen tüm büyükşehirlerin ulaşım sorununa 1. numaralı çözüm olarak düşünülen raylı sistem, Büyükşehir Belediyesi tarafından bastırılan broşürlerde kalır mıydı?
Yakın bir kentten örnek vermek gerekirse, raylı sistem Eskişehir'in çehresini değiştirirken, Sakarya'ya gelince neden pahalı bir hizmet oluyor?
Belediyeler vatandaşa hizmet için önerilen karlı bir yatırım olduğuna mı bakmalılar, yoksa vatandaşa sağlayacağı kolaylığa mı?
AKP İl Teşkilatı'nın bulduğu yerel seçim sloganındaki "Sen Sakaryasın, büyük düşün" cümlesindeki büyük düşünmek vatandaşa hizmet açısından mı, yoksa belediyelerin yaptıkları hizmette para kazanmaları açısından mı büyük düşünülmesini öneriyor?
AKP iktidarından önceki koalisyon hükümeti, deprem sonrası yeni yerleşim bölgesinde güvenli zeminlerde depreme dayanıklı kalıcı konutlar yaptı. Yeni yerleşim bölgesinde yeni konutların yapılmasına devam ediliyor.
Ama şu anda 70 bin kişinin yaşadığı yeni yerleşim bölgesi ne yazık ki, 8 yıldır bir türlü kent özelliğine kavuşmuyor. Sadece 70 bin kişilik Türkiye'nin en büyük pansiyonu özelliğini koruyor.
Yeni yerleşim bölgesinin cazibe merkezi yapılması için öneriler, projeler bile tek tek rafa kaldırıldı.
Herhalde bu projeler için para harcamak gereksiz görüldü. Yeni yerleşim bölgesindeki 70 bin kişi adına Yenikent denilen yerde çay içecek bir mekan bulamıyor.
Bu mudur büyük düşünmek?
Sakarya kağıt üzerinde Büyükşehir. Ayrıca Türkiye'nin en zengin bölgesi olan Marmara Bölgesi'nde . Ama Marmara Bölgesi'nin en fakir kenti. Bunu ben degil, devletin resmi verileri söylüyor.
Yıllardır Türkiye'nin en zengin bölgesinde, en fakir il olarak kalmak.
Bu mudur büyük düşünmek?
Yazının tamamı için tıklayınız
CEVDET GÜNGÖR (20/02/2009)
YENİKENT "VİLAYET"OLDU...ŞÜKÜRLER OLSUUN...
Sevgili okuyucularım...
Ben bugün yeniden doğdum...
Ve ben bugün öyle mutluyum, öyle mutluyum ki, bin sayfa yazı da yazsam bu mutluluğumu tarif edemem size...
Çünkü bugün Resmi Daireler Kampüsü, Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından resmen açılıyor...
Ve bugün ilçe yapmaya cesaret edemedikleri Yenikent "Vilayet" oluyor, "Vilayet"...
Ben nasıl sevinmem...
Ben nasıl mutlu olmam...
Ve ben nasıl şükretmem...
Şükürler olsun Allahım sana...
Bize bugünleri de gösterdin...
17 AĞUSTOS 1999 DEPREMİ YENIKENT DOĞURDU...
Sevgili okuyucularım...
Aslında bu bilgi doğru bilgi değil...
Yenikent, Büyükşehir Belediyesi tarafından deprem öncesi planlanmış, yeni yerleşim alanı olarak açıklanmaya hazırlanmış bir bölge iken, bu kent 1999 depremini yaşadı ve o bölgenin imara açılması hızlandırılmıs oldu...
Hepsi budur...
Yani Yenikent depremle doğmuş, deprem nedeniyle planlanmış bir bölge değildir...
İnanmayanlar ve bilgisi olmayanlar Aziz Duran'a, Fikret Bayhan'a, Hasan Süzek'e, vs. sorabilirler...
Büyükşehir'in planlamacılarının (o dönem Maltepe'de görev yapıyorlardı, sonra çil yavrusu gibi dağıtıldılar sebepsizce) şehircilik kültürü, bilgisi ve bilgi birikimleri, "yeni şehir, yeni kent orada kurulmalıdır" söylemleri ve planlamaları bu işi ne kadar doğru ve sağlıklı yaptıklarının birer delilidir...
Ben bugün onlara buradan geçmişte yaptıkları doğru hizmetleri için binlerce kez teşekkür ediyorum...
YENİKENT DOĞDU, DOĞMASINA DA...
Sevgili okuyucularım...
İstatistikler yalan değildir umarım...
Bugün Yenikent'te 70 bin Sakaryalı yaşıyor...
Bu bölgede yaşayan insanların hemen hepsi depremde az veya çok darbe gören insanlar...
Gelin görün ki, bu bölgeye tam 10 yıldır ne iş dünyası ile ilgili ve ne de belediyecilik ile ilgili bir tek bile hizmet gitmedi, götürülmedi...
Neden diye sormayın bana...
Yazmaya başlarsam kavga çok büyüyecek, yazmayacağım...
Netice olarak oradaki insanlar devlete ve bizi yönetenlere saygıda kusur etmeden yaşamlarına devam ettiler, ettik diyorlar...
NEDEN İLÇE YAPILMADI ?CEVAP VEREMİYORLAR...
Sevgili okuyucularım...
Planlaması ve yerleşimi dört dörtlük olan bu bölge depremden hemen sonra çok cazip değildi, ama şimdi ilimizin yaşanabilecek en güzel yerlerinden biri oldu...
Özellikle Adapazarı Belediye Başkanı Süleyman Dişli'nin Korucuk'ta yaptırdığı konutlar o bölgeye çok ciddi hareketlilik getirdi...
Hatta "O bölgeye değer bile kattı" deniyor...
Karaman, Camili-1, Camili-2 ve Karapınar'da olmayan sosyal hayat, maalesef Korucuk'ta da yok ve o kadar lüks konut alan bu insanlar da artık bu hareketsizlikten şikayet eder olmuşlar...
Yani o bölgede artık herkes büyük bir alısveriş merkezi ile sosyal ileti alanları istiyor, bekliyor...
Yazının tamamı için tıklayınız
İBRAHİM DAMAR (19/02/2009)
RESMİ DAİRELER KAMPÜSÜ GÜN SAYIYOR
Çok büyük bir aksilik olmazsa Sakarya Valiliği Camili'deki “Resmi Daireler Kampüsü'ne” taşınacak. Taşınma tarihi de “22 Şubat” olarak belirlendi…
Bu arada “Resmi Daireler Kampüsü'nü” hizmete açmak üzere de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Sakarya'ya geleceği söyleniyor. Gelir mi gelmez mi bilemiyorum ama Sakarya Valiliği'nin “Resmi Daireler Kampüsü'ne” taşınması için herhangi bir engelin kalmadığı kesin…
Zira Korucuk'ta ikamet etmem sebebiyle her sabah ve akşam “Resmi Daireler Kampüsü'nün” önünden geçiyorum. Tabi dışarıdan gördüğüm kadarıyla artık yapılacak pek fazla iş kalmadı…
Elbette “Kampüs” içinde eksiklikler var mı bilemiyorum. Ama bu aşamaya geldikten sonra artık taşınma işleminin çok da fazla sarkacağını sanmıyorum…
Gerçi birileri hala daha “Resmi Daireler Kampüsü'nün” Camili'ye taşınmasına sıcak bakmıyor. Neredeyse her meslek kuruluşu kendileri ile ilgili birimlerin merkezde kalması adına görüş bildiriyor…
Hangi meslek kuruluşu olursa olsun bu tür görüşlere katılmadığımı belirtmek istiyorum. Aksine Camili'ye gidecek olan bütün resmi dairelerin vakit geçirmeden “Resmi Daireler Kampüsü'nu” taşınması gerektiğini düşünüyorum…
Elbette başlangıçta bir takım zorluklar yaşanacaktır. Her meslek kuruluşu bir dönem sıkıntı çekecektir. Ama zamanla bu sıkıntılar ortadan kalkacaktır…
Bu noktada belirli meslek kuruluşlarının Camili konusunda bu kadar ayak sürtmelerini anlamak mümkün değil. Sıkıntıysa bundan en çok etkilenecek olanlar bizler yani “basın” kuruluşları olacak…
Düşünün bir kere, Sakarya Valiliği Camili'de. Adliye keza Camili'ye gidecek. Anlayacağınız “basın” kuruluşlarinin bütün “haber kaynakları” Camili'deki “Resmi Daireler Kampüsü'nde” olacak…
Kim bilir belki de “haber” için günde kaç kere Camili hattında mekik dokuyacağız belli değil. Ama sırf biz Camili ile Merkez arasında mekik dokuyacağız diye “Resmi Daireler Kampüsü'ne” karşı çıkacak da değiliz…
Bu şehrin menfaatleri “Resmi Daireler Kampüsü'nün” faaliyete geçmesinde yatıyorsa elbette biz gider geliriz. Bunun önüne asla set olmayız. En azından ben öyle düşünüyorum…
Kaldı ki, şehrin geleceği ve gelişmesi, “Kuzey” bölgesine kaymakta yatıyor. Zemin sağlam. Yer desen alabildiğince müsait. Karadeniz'e kadar uzan uzana bildiğince…
Netice olarak Sakarya bu noktada kararını verdi. Artık bundan da geri dönüş yok. Bütün bu “statükocu” kafaya rağmen “Resmi Daireler Kampüsü” Camili'ye taşınmak için gün sayıyor. Hayırlı uğurlu olsun…
Yazının tamamı için tıklayınız
MUSTAFA GÜMÜŞEL (13/02/2009)
OH BE, VİLAYET TAŞINIYOR !
Evvelki gün, İzmit caddesi'nden, Devlet Hastanesi'ne girdim. 400 Yataklı Hastane düşünülen geniş arazide yıkım ve enkaz kaldırma işi, dostlar alışverişte görsün misali, öylesine aheste devam ediyordu ki!
Başhekim Doç.Dr. Oğuz Karabay'ın kapısından döndüm. Çat kapı, randevu almadan girmek istemedim. Zor şartlar altında verdikleri mücadelede bazen yanlarında olmak isterim. Uygun olursa, başka bir zamana bıraktım.
Sağlık İl Müdürü ile de uygun bir zamanda söyleşmek isterdim. Ama, ben bile, Sağlık İl Müdürlüğü'nün sığıntı gibi Orman Işletmesi binasında bir köşeye yerleşmesinden acı çekiyorum. Camili'deki Kamu daireleri Hizmet Binası'na geçilmesini bekliyorum.
Baktım, geçecek daireler içinde en başta Sağlık İl Müdürlüğü yazıyor. Offf, yetmişti artık! Ammaaa! Benim ammaaa'larım bitmez!
Camili Kamu Hizmet Binası, çağdaş, harika bir mekan! Sakarya'ya 50 yıl yeter! Şimdi o çağdaş binayı, israfa-zarara yol açmadan, Kamu Daireleri hangi parayla tefriş edecek? Yüzde yüz gerekli donanım hangi bütçeyle karşılanacak?
800 Bin insan doğru ve çağdaş bir hizmet bekliyor. Çağdaş binaya, çağdaş ve akılcı tefrişe harcanacak paraya acımam. Ancak, oraya gitmeyecek malzemeler ne olacak? Sadece, şu andaki binalarda var olan, klima stokunu düşündüm, yüzlerce milyarlık bir servet! Gerisini siz düsünün.
Temel atıldığı günden beri oralardayım; O kampüse bana yine yol göründü.
Yazının tamamı için tıklayınız
HASAN KURTİÇ (13/02/2009)
YENİ VİLAYET VE ADLİYE SARAYI
Karaman-Camili'de Yenişehir yapılırken, bütün yerel medya, o tepelerde yıllarca taban teptik. Oralarda, içimizden ne badireler atlatanlar da oldu.
Kimi müteahhitlerden ve siyasilerden yemediğimiz küfür kalmadı. Öyle böyle, 1 yılda yarısı bitti, 2 yılda da 8500 konuta kavuştu insanlarımız.
Devlet halkımızı iyi biliyor. Her şey ayağımıza gelsin, iş ve yorgunluk çıkmasın; her şeye razıyız. Hepimizi onulmaz kahırlara sokan depreme karşın.
Vilayetin, taş gibi sağlam zeminli Camili'ye yapılmasına da kazan kaldıracagımız kesindi. Devlet beklemedi, Resmi Daireler Hizmet Binası'nin temeli atıldı. Çok da iyi oldu. Yeri gelir herkesle tartışırım. Amaaa !
Kaba inşaat bitme aşamasına gelince, Adliye Sarayı'nın da O Kampüs'ün bir köşesine yamandığını öğrenince, içimde binlerce sevinç söndü. Olmaz !!!
Yıllardır, " Biz, bir Adliye Sarayı nasıl olacağını ancak gelişmiş ülkelerin filmlerinde mi göreceğiz ?
O ülkelerde Adliye sarayları nasıl ? Yüksek merdiveninde önce diz bağları titriyor. Yüksek sütunlu, yüksek tavanlı girişine geldiğinizde, görkem baş döndürücü. Daha merdivenlerde başını saygı ile eğmeye mecbursun !
Benim insanım da görkemli Adliye Sarayları'na daha girişinde saygıya mecbur olmalı. Kimse saptırmasın; bu saygı Adalet'e ulaşmanin saygısıdır.
Adliye yeni Resmi Daireler Binası'na o koşullarda geçecek mi bilmem ? Baro da haklı olarak aynı yerde hizmet vermenin doğru olmayacağını söylüyor.
Doğrusu, tek başina ve en görkemli binamızın Adliye Sarayı olmasını gönülden isterim. Bakın, bağımsız Sapanca Adliye Sarayıçoktan hizmete girdi. Sapanca Hükümet Konağı da ayrı ve güzel bir binada hizmete girmek üzere.
Koskoca Sakarya Vilayeti'nde de umarız en kısa zamanda öyle olacak.
Yazının tamamı için tıklayınız
HASAN KURTİÇ (19/01/2009)
HASTANELER UZAK MI ?
Karaman ve Korucuk'ta iki önemli hastanemiz var. Ancak bazı kesimler nedense buraya uzak diyor. Galiba uzaklık kavramını bunlar bilmiyor.Komşu ilde Kocaeli Tıp Fakültesi'ne gidenleriniz beni anlar.Orası da mükemmel. Ama uzaklık konusunda bizimkilerden daha uzak olduğu kesin.
Ama rant kavgası mıdır, başka bir neden midir? Bizim hastanelerimiz uzak geliyor. Ben buna katılmıyorum. Yol duble yol. Yaklaşık 15 dakika. Burada sorulması gereken soru şu ? Hastane için neden sağlıklı ve ucuz ulaşım yok?
Yazının tamamı için tıklayınız
PELİN AKAR (09/01/2009)
BÜYÜKŞEHİR VE ASKERLİK ŞUBESİ...
Türk kültüründe, gelenek ve göreneklerinde askerlik hizmeti bir vatan ve namus borcudur.
Askere alma dönemlerinde her Türk evladı vatan borcunu yerine getirmek için ayrı bir heyecan içerisinde bulunur.
Aileler evlatlarını Peygamber ocağına göndermenin onur ve gururunu yaşar. Dünyanın hiçbir ülkesi bizdeki gibi askerlik yükümlülüğünü yerine getirme heyecanını yaşamaz.
Evlatlarını askere gönderirken “vatana kurban olsun” anlamında çocuğunun eline kına yakmaz. Davul zurnayla uğurlamaz.
Askerlik hizmetinin kutsallığını bilen milletimiz yılın belli dönemlerinde askerlik işlemleri için Askerlik Şubelerine akın ederler.
Analar, babalar ve akrabalar bu heyecanı askere gidecek olan çocukları ile beraber yaşamak isterler.
Bu yüzdendir ki asker alma işlemlerini yürüten Askerlik Şubeleri genellikle halkın kolaylıkla ulaşım sağlayabilecekleri şehir ya da ilçe merkezlerinde konuşlandırılır.
Sakarya'mızda durum biraz farklıdır.
Deprem öncesine kadar şehir merkezinde faaliyet gösteren Askerlik Şubesi her ne hikmetse Şehir Merkezi'nden alınarak yeni yerleşim yeri olan Karaman'a konuşlandırıldı. Karaman'da konuşlandığı yer ise amiyane tabirle dağ başı misali ıssız ve ulaşımı güç bir yerde kaldı.
Sakarya'mızda her yil binlerce gencimiz askerlik yükümlülüğünü yerine getirmek için Askerlik Şubeleri'ne birkaç kez gitmek zorunda kalabilmekte; Yaz-Kış, Soğuk-Sıcak demeden bir an önce işlemlerini bitirme koşuşturmasına girmektedir.
Ancak konumu, ulaşımı, araç park yerleri ile tuvalet ve diğer ihtiyaçlar için yapılar yanında soğuğa ve sıcağa karşı korumalı bekleme yerleri yetersizliği ile Sakarya Askerlik Şubesinin bulunduğu konum dikkat çekmektedir.
Yazının tamamı için tıklayınız
OLGUN SERT (25/12/2008)
ULAŞIM...
Ben bu hafta şehrin trafik sorununa değinmek istiyorum...Özellikle Karaman-Camili ve Korucuk adeta alarm veriyor. Hadi merkezde hem nüfus yoğunluğu, hem de gerekli önlemlerin zamanında alınmamasından ötürü sıkıntılar yaşanıyor. Ama bu sorunlar görünen o ki bu bölgede de yaşanacak. Adapazarı'nı yeni yerleşime bağlayan duble yolda bir bilemedin iki ışık olması gerekirken, orada ışıklar adeta ahenkle dans ediyor.
Kavşak düzenlemesi Sakarya Valiliği bölgeye taşındıktan sonra nasıl olacak bilemiyorum. Oralarda daha şimdiden yer yer trafik oluşmaya başladı.
Raylı sistem...Tam bir muamma...
Tabii eleştiriyoruz, öneriler de var.
Önce raylı sistem. Bu konuda paneller yapıldı, açıklamalar yapıldı, 1 milyon nüfus gerekli gibi bahaneler üretildi, hatta hayal diyen ve hala geçmişte yaşadığı anlaşılan insanlar bile çıktı. Birincisi belediyeler her şeyde maliyet düşünmez. Raylı sistem gerekiyorsa yapacaksın. Üstelik bunu en kolay o bölgede
yapabilirsin. Kendiniz söylediniz istimlaklar yapıldı. Düz arazi. TÜVASAŞ'ın ve
Eurotem'in de var. Bir de iktidarla sorunu
olmamış sendikan var. Her şey var yani. Bu şart. Bu raylı sistem yapıldı. İkincisi kavşak ve alt-üst geçit çalışmaları hazir bölge boşken, yapılmalı. Sonra millet orada yoğunlaştıktan sonra merkeze
yaptığınız doğalgaz kazıları gibi milleti canından bezdirmeyin. Üçüncüsü bölgede park alanları yapılmalı. Ayrıca
yol kenarına yapılacak ya da yapılmasi muhtemel yapılar ile alakalı önlemler şimdiden alınmalı. Bakın Korucuk'a
küçük tek şeritli bir yoldan giriyorsunuz. Yani Korucuk girişi hastane kavşağında iki araba yan yana gelemez. Yani buradaki eksiklikleri say say bitiremezsin.
Yazının tamamı için tıklayınız
PELİN AKAR (27/11/2008)